24 Mart 2014 Pazartesi

10 öneriyle 10 kilo verebilirsiniz

Yaz geliyor, kilo verme vakti! Size 10 kilo vermenize yardımcı olacak 10 önerimiz var…

10 kilo vermek zor iş. Ama burada yazan 10 temel kuralı uygulamak bu sürecin daha hızlanmasına ve daha sağlıklı olmasına yardımcı olacak. Hiçbir şeyi gözünüzde büyütmeyin, bir an önce motive olun, kararlılığınızı koruyun ve bu yazıyı mutlaka okuyun!

Birbirinizi destekleyin
Motivasyon diyetin yüzde 70’idir. Gerekirse yakın bir arkadaşınızı seçin ve onu bu konuda ‘koçun’ yapın. Mesela ona diyetinizi nasıl uyguladığınızı anlatın. Böylece o sizi bir yandan kontrol ederken, bir yandan da motive etmiş olur. Veya sizin gibi kilo vermek isteyen arkadaşlarınızla birlikte bu diyeti grup diyetine dönüştürün ve birbirinizi sürekli takip edin ve destekleyin.

Süreci kabullenin
10 kilo bir haftada verilmez, öncelikle bunu kabullenelim. Bu nedenle bir anda aşırı bir diyet programına girmek ve bir anda bir sürü kilo verileceğine inanmak pek de doğru olmayacaktır. Öncelikle belli bir zamana yayılmış, dengeli bir beslenme programı oluşturulması konusunda anlaşalım. Burada diyetin etki sürecini kabullenmek önemli bir adım olacaktır.

Diyetisyen kontrolü
10 kilo vermek kolay bir iş değil. Bu nedenle bunu mutlaka bir diyetisyen kontrolünde yapmanız çok daha güvenli ve sağlıklı olacaktır. “Ben 10 kilo vereceğim” kararını kesin olarak aldıktan sonra hemen bir diyetisyenden randevu almayı unutmayın. Emin olun, diyetisyende kat ettiğiniz yolları birebir görecek ve daha da motive olacaksınız.

Şekerli ve yağlı yiyeceklerle vedalaşın
Kilo vermek isteyen herkesin bildiği bir şeydir ama biz yine de hatırlatmak istedik. Şekerli ve yağlı gıdaları hayatınızdan çıkarın derken demek istediğimi tüm yağlı yiyecekleri çıkarın değil! Salatanıza bir kaşık zeytinyağı gayet sağlıklı olacaktır.

Balığa ‘merhaba’
Diyetin en iyi arkadaşı balıktır. Az kalorili, bol Omega3’lü, sebzelerle daha da lezzetlenen, sağlık için ideal bir besin balık… Bu nedenle balık bu kararlı diyet sürecinde sizin en sık karşılaştığınız yiyecek olacak.

Hareket şart
Kilo vermenin sadece diyetlerle mümkün olmadığını, ekstradan spor yapmamızın şart olduğunu biliyoruz. Sporu yaşam tarzımızın bir parçası haline getirmemiz gereklidir. Haftada en az 4 gün yürüyüş, bisiklet gibi egzersizleri uygulamamız sağlıklı olacaktır. Ayrıca her zaman asansör yerine merdiven, kısa mesafelerde otobüs yerine yürümeyi tercih etmemiz yardımcı olacaktır.

Buzdolabını kontrol edin
İrade bazen yetisini kaybeder. Buzdolabınızı açtığınızda karşınızda duran ton balığı yerine eliniz bir koca bir dilim çikolatalı pastaya gidebilir. Bu gibi irademizi kaybetme anları yaşamamamız için biz ‘ne olur ne olmaz’ deyip, buzdolabımızı abur cubur tarzı yiyeceklerden arındırmalıyız. Böylece dolabı açtığımızda karşılaştığımız şeyler her zaman sağlıklı besinler olur.

Öğün atlamayın
“Ne kadar az yersem o kadar çok kilo veririm” kesinlikle yanlış bir inanıştır. Bunu düşünerek, öğle veya akşam fark etmez; herhangi bir öğün atlanırsa, bu diyet kilo verememekten ziyade çok sağlıksız bir beslenme sistemine dönüşür. Bu nedenle önemli olan diyet programınızın gün içerisinde öğünlere dağıtılmış olan şekliyle, önerilen porsiyonlarda yemenizdir.

Öğün piramidi
Öğün piramidini diyetinizin temeline yerleştirin. Kuralınız hep aynı olsun: kahvaltı ve öğle öğünlerinde iyi beslenmeli, akşam yemeklerinde bunu hafifletmeliyiz. Unutmayın sabah ve öğle yemeklerinde alınan gıdalar günlük enerjinizi sağlar. Akşam yenilen yemeğin hafif olması ise güzel bir uyku çekmenize yardımcı olur.

İçeceklere de dikkat edin
Öncelikle alkolün kesinlikle hayatınızdan çıkarılması gerekir. Tabi burada kısıtlanan bir kadeh şarap değil; bol şekerli alkollü içeceklerin aşırı tüketimidir. Ayrıca kola, gazoz gibi asitli içeceklerden de uzak durun. Bol su içmeye özen gösterin.

Meyve ve sebzelerden bol bol
Sebzeler sağlık ve diyet için ideal besinlerdir. Hem az kalori içerirler, hem de vitamin deposudurlar. Aynı şekilde meyveler de… Günde en az 2-3 kez tüketilmesi gerekir. Zaten diyetisyeniniz size hazırladığı beslenme programında meyve ve sebze ağırlıklarına ve dengelerine dikkat edecektir.

Bilinçli tüketin
Her zaman ambalajların arkasını okuyun. Alacağınız yiyeceklerin içeriğinde neler olduğunu bilmeyi, dolayısıyla daha bilinçli bir alışveriş yapmayı alışkanlık haline getirin. Bunu yapmadığınızda hiç ummadığınız sürprizlerle karşılaşacağınızı unutmayın!

Aşkın sağlığa olumlu etkileri

Aşk kişiye göre değişen kavram; kimine göre süresi, kimine göre şekli önemlidir.

Bazılarına göre aşkın organı kalp, kimine göre ise beyin. "Aşk olmazsa meşk olsun" söyleyen de var, aşkın platoniğini seçen de.

Peki bu aşk denilen şey nedir? Bilim adamlarına göre beyin aktivitesi. Beyinde artan hormanlarla duygu değişimleri; dopamin, norepinefrin, feniletilamin gibi çeşitli beyin içindeki hormanların aktivasyonları. Memorial Suadiye Tıp Merkezi Dahiliye Bölümü'nden Uz. Dr. İsmail Yağız, "aşkın sağlığa olumlu etkileri" hakkında bilgi verdi.

Aşk sadece bir duygu mudur? Gösterilebilir mi?

Aşık bireylerin beyin MR görüntüleri incelendiğinde özellikle dopamin içeren bölgelerin, yani beyin sağ bölgesinin yoğun bir biçimde aktivitesinin arttığı gözleniyor. Dopamin vücuda enerji veriyor, iştahı azaltıyor, ilgiyi artırıyor, uykusuzluk, sürekli karşı tarafa odaklanma, onu düşünmeyi sağlıyor. Aşkın 3 fazının ilk dönemi bu şekilde gösteriliyor. Aşkın 2. ve 3. döneminde ise biraz daha sakinlik, sevgi, iletişim, koku duyguları, alışkanlık ve güven hissi ön planda. Bu dönemlerde ise serotonin ve diğer mutluluk sağlayan endorfinler etkili.

Peki "aşk olmazsa meşk olsun" diyebiliyor muyuz?

Yapılan bilimsel çalışmalarda intihar girişiminde bulunan gençlerde kalp kırıklığı, terk edilme, aşkın kabul görmemesi gibi nedenler var. Aşk problemleri özellikle genç bireylerde toplum dışına itilme, yalnızlık ve depresyonu tetikleyerek yaşam isteğini azaltıyor. Kırık kalpli gençlerin hayatları incelendiğinde aile ilişkilerinde problemler, şefkat ve ilgi eksiklikleri gözleniyor. Hükümetler gençlerin üzerine daha fazla durulması, sosyal ilişkilerin güçlendirilmesi, gençlik cesaretinin olumsuz bir sonuca yol açmaması için önlemler alınması üzerinde duruyorlar.

Aşık olmak kilo vermede büyük bir etken

Aşk hem psikolojik hem de fizyolojik etkileri ile sağlığa iyi geliyor. Fiziksel etkilerde iştahsızlık ve metabolizma hızının artması başı çekiyor.

Aşkın fiziksel etkileri:

1.Kan akımının düzenlenmesi
 Dopamin ve norepinefrin kan akımını artırır.

2.İştah azalması
Tokluk merkezinin uyarılmasıyla açlık hissi kaybolur

3.Kalp ritminin hızlanması
Noradrenalin kalp atım hızını artırır.

4.Yağ yakımı
Stres hormonları olarak bilinen noradrenalin yağ yıkımını sağlar.

5.Metabolizmanın hızlanması
Kilo kontoru ve zayıflık sağlar

6.Hafıza ve becerilerin artması
Artan kan beyin kan akımı hafıza ve becerilerin artmasını sağlar.

7.Ağrıyı daha az hissetme
Güçlü vücut içi morfin olan endorfinler hem ağrı algısını azaltır hem de mutluluk sağlar.

8.Bağışıklık sisteminin güçlenmesi
Endorfin ve serotonin yüksekliği bağışıklık sistemini güçlendirir.

9.Cilt sağlığının artması
Kan akımı değişiklikleri ve seks hormonlarının artması ciltte duruluk ve canlılık sağlar.

10.Östrojen ve testosteron artması
Üreme isteğini artırır.

Aşkın psikolojik etkileri arasında motivasyonu artırma yönü ön plana çıkıyor. Kişinin kendisine olan güveninin artması da hem sosyal hayatta hem de iş yaşamında başarıyı getirebiliyor.

Psikolojik etkiler:

1.Motivasyonun artması
Kendine güvenen ve enerjik bir bünye, konsantrasyon yoğunluğunu sağlar.

2.Anti depresan etkiler
Kullanılan antidepresanlar serotonin ve noradrenalin türevi maddeler içerir.

3.Özgüven ve başarı
Mesleksel başarılara imza atılır.

4.Dışa dönük, sosyal kişilik yapısı
Mutlu ve sosyal bir kişilik yapısı sağlar.

Aşk sağlıklı bir biçimde yaşandığında bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkileri sayesinde hastalıklardan koruyabiliyor. Kişinin tüm güzellikleri ile yaşadığı aşka dengeli ve sağlıklı bir yaşam şeklini de eklemesi gerekiyor.


İyi bir cinsel yaşam istiyorsanız

Birlikteliğiniz aynı yatağa girmekten öteye gitmiyorsa cinsel yaşamınızda sorun var demektir. 

Cinsel yaşamınız ilk günlerdeki heyecana hasret kaldıysa yatağınızdaki düşmanları tanımıyorsunuz demektir. İyi bir cinsel yaşam istiyorsanız düşmanı yakından tanımalı ve yatakta önleminizi almalısınız.


Stres
Stres altında yaşamaya alışkın biri olabilirsiniz. Hatta stresle baş etmeyi öğrendiğinizi de düşünebilirsiniz. Fakat yatakta aynı oranda başarılı olamazsınız. İş stresi, maddi konular libidoyu etkiler, cinsel arzular siz farkında olmadan azalmaya başlar. Böyle bir durumla karşı karşıya olduğunuzda stresinizle baş etmenin yollarını öğrenmeli, gerekirse bir uzmandan yardım almalı ve stresi mümkün olduğunca ilişkinizden uzak tutmaya çalışmalısınız.


İlişki problemleri
Cinsel yaşamdaki sorunların altında ilişki problemleri yatar. Özellikle kadınlar eşleriyle yaşadıkları sorunları yatağa girer girmez unutamazlar. Bu da cinsel mutluluğa engel olur. Yataktaki bu problemi aşmak için aranızdaki sorunları halletmeden yatağa girmemeye çalışmalısınız.


Uykusuzluk
Eğer cinsel yaşamınız eskisi gibi değilse sebeplerden biri de az uyku olabilir. Sabah erken kalkıyor ve akşamları da geç yatıyorsanız arzulu bir cinsel yaşamınızın olmaması gayet normaldir. Az uyku yorgunluğu beraberinde getirirken yataktaki heyecanı da alıp götürür.


Anne ve baba olmak
Bir bebek sahibi olmak dünyanın en güzel olaylarından biridir. Fakat ilk zamanlar çiftler, bebek ağlayacak korkusuyla birlikte olmaktan çekinirler. Oysa günün belirli saatlerini birbirinize ayırmalısınız ve örneğin; bebeğinizin derin bir uykudayken birlikte olmayı denemelisiniz.


İlaç tedavisi
Bazı medikal tedavilerin libido üzerinde etkisi vardır. Bunlar arasında çoğunlukla antidepresanlar, kemoterapi, tansiyon ilaçları, doğum kontrol hapları bulunur. Böyle bir durumda doktorunuzla konuşarak size başka bir ilaç tedavisi vermesini isteyebilirsiniz.


Vücudunuz
Aldığınız fazla kilolar ya da vücudunuzdaki bazı değişimler yatakta kendinizi rahat hissetmemenize neden olur. Bu da cinsel yaşamda mutsuzluğu beraberinde getirir. Yapılan araştırmalar yatakta kendilerine güvenen ve kusurlarını kafasına takmayan çiftlerin çok daha mutlu bir cinsel yaşama sahip olduklarını ortaya koymuştur. Bu nedenle yatağa girdiğinizde eşinizin sizin kusurlarınızı göreceğini düşünmekten vazgeçmeli ve sizi ne kadar sevdiğini düşünmelisiniz.


Obezite
Çok kilolu olmak ya da obezite cinsel isteksizliğe ve yatakta performans düşüklüğüne neden olur. Bunun sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte güven eksikliği, sosyal kısıtlanma gibi sebepler ve psikolojik sorunlar buna neden olabilir.


Depresyon 
Antidepresanlar gibi depresyon da cinsel isteksizliğe neden olur. Aynı zamanda eğer sebepsiz yere cinsel isteksizlik yaşadıysanız sebebi depresyon olabilir.


Menopoz
Menopoza giren birçok kadının sorunlarından biri de cinsel isteksizliktir. Çünkü menopoz döneminde kadınlar vajinal kuruluk ve acı gibi sorunlar yaşarlar. Bu da cinsel yaşamı isteksiz bir hale getirir. Böyle bir durumda bir uzmana danışarak yardım alabilir ve kullanılan ilaçlar değiştirilerek soruna çare bulunabilir. 

Sporcuların sıvı gereksinimi ne kadardır?

Spor yaparken yağ dokusunun kas dokusuna dönmesiyle vücut toparlanır ve incelir. Kilo düşüşü görmüyorsanız fazla kalori alıyorsunuzdur.

En iyi enerji kaynağı karbonhidrat mıdır?

Proteinlerin vücut için önemli görevlerinin olması onların enerji kaynağı olarak kullanılmalarını önler. Eğer vücutta yeterli karbonhidrat yoksa yağlar ve proteinler enerji olarak kullanılırlar. Ama bu yorgunluğa ve bulantıya neden olacak atık maddeler oluşturur. Yani karbonhidratlar spor yaparken en iyi enerji kaynağıdır.

Yüksek protein düşük karbonhidrat almak daha fazla yağ yaktırır mı?

Hiçbir diyet vücudun egzersiz sırasında yağ yakmasını sağlamaz. Yağ ancak 20 dakikalık egzersiz sonrasında kullanılır. Ve çoğu kişi 15-20 dakika yaptığı egzersiz sırasında yağ yakamaz, daha uzun süre devam edilmelidir. Karbonhidrat yerine proteini arttırmakla değil egzersizin süresini 20 dakikayı geçirdiğiniz sürece yağlar yanmaya başlamaktadır.

Vejeteryan diyetler sağlıklı mıdır, Sporu olumsuz etkiler mi?

Vejeteryan diyetler doğru beslenildiği sürece sağlıklıdır. Vücut için gerekli olan proteinin bitkisel kaynaklardan sağlanması ve doymuş yağ içeren et ve et ürünlerinin azaltılması sağlığı olumsuz etkilemez. Sadece B 12 vitamini kontrol edilmelidir.

Kramplar terleme ile fazla su kaybına bağlı olarak oluşmaktadır. Egzersiz öncesi, sırası ve sonrası su içmek su kaybını önler.

Kafeinin performansa etkisi nedir?

Kafeinin uyarıcı, dikkat ve koordinasyonu arttırıcı özelliği vardır. Performansı arttırıcı etkisi de vardır. Fakat bu olumlu etkilerinin yanında diüretik özelliğiyle idrara çıkışı arttırmaktadır. Kafeinin egzersiz öncesi kan basıncını artırdığı da görülmüştür bu nedenle kan basıncı yüksek olan kişilerde dikkat edilmelidir. Çay ve kahve aynı zamanda demir emilimini azalttığı için çok içenler demir yetersizliği oluşabilir. Bu anemi ve yorgunluğa neden olur.

Kas dokusunda artış nasıl sağlanır?

Kas dokusunu arttırmak için beslenmenizde protein miktarını arttırmak yerine egzersizi arttırmak gereklidir. Eğer yiyecek artar egzersiz artmazsa yağ dokusu artar. Kasın artması için kuvvet antrenmanları yapılır ve diyete ek enerji eklenir. Ama bu aşırı protein yüklemesi ile değil!

Aminoasit suplemanları kullanılmalı mıdır?

Sporcuların yaygın bir şekilde kullandığı aminoasitler doğal olarak yiyeceklerden aldığımız aminoasitlerdir. Yiyeceklerle alınan, tablet veya toz olarak tüketilen aminoasitler vücutta aynı şekilde kullanılır. Yani dışarıdan alınan tablet şeklindeki aminoasitlerin etkisi yiyeceklerden alınandan farklı değildir. Fazla miktarda alınırsa bu proteinler su kaybına, idrarla kalsiyum atılmasına neden olur.

Sporcuların sıvı gereksinimi ne kadardır?

Vücudumuzda önemli görevleri olan su spor yaparken de çok önemlidir. Su ihtiyacı ısı, nem, aktivite yoğunluğu ve ortama sağlanan uyum gibi çeşitlere bağlı olarak değişir. Sıcak ve nemli havalarda sporcular terleme ile sıvı kaybına bağlı kilo kaybederler. ½ kg kayıp için 2 su bardağı su tüketilmelidir. Bu kadar zamanda yağ kaybı olmayacağı için spor öncesi ve sonrası kiloya bakılarak sıvı kaybı saptanmalıdır.


Gelin estetiğinde zamanlama

Her yıl çıkan yeni gelinlik modelleri, farklı şekillerde uygulanan diyetlerin yanı sıra artık gelinlerin yeni gözdesi evlenmeden önce yapılan estetik ameliyatlar... Daha çekici ve sıra dışı olmayı seven tüm gelinler, kendilerini de yenileyerek kusursuz bir hayata merhaba demeye hazırlanıyorlar…

Rinoest Kulak Burun Boğaz ve Estetik Merkezi’nden Op. Dr. Coşkun Şanverdi,  gelin adaylarının tercih ettiği ameliyat ve uygulamalar hakkında bilgi vererek bu yılın gelin estetiği hakkında açıklamalarda bulundu.

Zamanlama Çok Önemli

nın önemli olduğunu kaydeden Op. Dr. Coşkun Şanverdi, bazı yöntemlerde iyileşme süresinin biraz uzun olduğu göz önüne alınarak, burun ameliyatının düğünden minimum 1 ay kadar önce yapılması gerektiğini vurguladı. Operasyon sonrası kişide morluk ve şişliğin çok az olduğunu ifade eden Op. Dr. Coşkun Şanverdi, burun ve yüz estetiği ameliyatları sonrasında uygulanmaya başlanan Hiloterapi yönteminin giderek klasik buz uygulamasının yerini almaya başladığını belirtiyor.

Burun estetik ameliyatlarından sonra özellikle gözler çevresinde oluşan şişme ve morarmayı önlemek amacıyla klasik bir yöntem olarak 24-48 saat süre ile belirli aralıklarla yüze buz uygulanması yapılmakta, buzun gerekenden fazla soğuk olması ise hem hastaya rahatsızlık vermekte hem de dokulardaki lenf ve kan dolaşımını olumsuz etkileyebilmekteydi. Yakın zamanda geliştirilen Hiloterapi tekniği buz tedavisine alternatif olarak geliştirilmiş bir uygulamadır.

Op. Dr. Coşkun Şanverdi, gelin estetiğinde zamanlamanın önemine tekrar değinerek, yüz bölgesine uygulanacak operasyonlar için bayanların, ameliyat ve düğün töreni arasındaki zamanlamaya dikkat etmesi durumunda balayında herhangi bir sorunla karşılaşmayacaklarını ifade etti.

Gelin Estetiğinde Trend Bölgeler

Burun estetiği birinci sırada geliyor. Ameliyat ile estetik haricinde; burun ucuna botox enjeksiyonu ile burnu aşağıya çeken kasları aktif kişilerin burun ucunu kaldırmak mümkün olabiliyor. Botox tek başına kullanılabileceği gibi dolgu ile birlikte kullanılıp daha iyi sonuçlar almak mümkün olabilir. Burun sırtındaki çizgiler ve düzensizlikler için yine botox ve dolgu malzemeleri kullanılabilir. Fakat bu yöntemlerin sadece seçilmiş kişilerdeki kimi sorunlar için geçici çözüm olabileceği unutulmamalı, en sağlıklı ve kalıcı sonucun başarılı bir ameliyat ile sağlanabileceği unutulmamalıdır. Tecrübeli ellerde, bilimsel yaklaşımlarla hedeflenen şey  sadece görsel olarak güzel bir burun yapmak değil, aynı zamanda mevcut olabilecek fizyolojik kimi sorunların (nefes alma sorunları, sinüzit gibi) aynı seansta düzeltilerek kişinin sağlığına kavuşup hayat kalitesinin arttırılmasıdır.


Saçlarda Mevsimsel Değişimi Vakti!

Evde kolayca yapılabilen bitkisel formüllerle hem kadınlar hem de erkekler saçlarını mevsim değişimine hazırlayabilir.

Baharı karşılamaya hazırlandığımız bugünlerde; mevsim değişimleri, hava kirliliği, metropol hayatı derken en çok saçlarımız bu hareketlilikten etkileniyor.

Biyolog-kozmetolog Pervin Bulgak, saç dökülmesinin sağlıkla ilgili pek çok sebebi olabileceğini ancak sağlık sorunu değil de dönemsel dökülmeler yaşanıyorsa, biraz beslenme ve saç maskelerine vakit ayırarak; canlı, parlak ve sağlıklı saçlara kavuşmanın mümkün olduğunu söylüyor.

Biyolog-kozmetolog Pervin Bulgak’tan saçlara mevsim değişimi bakımı önerileri:

Neler Yapabiliriz?

• B12 vitaminini alınmalı.
• Kabak çekirdeği (Günde bir avuç: Selenyum deposu) tüketilmeli.
• Haftada bir gün saç maskesi uygulanmalı.
• Saç köklerine masaj yapılmalı
• Saç yıkanırken ılık, hatta soğuk su kullanılmalı.

Saç Güçlendirmek İçin Losyon

Malzemeler
2 yemek kaşığı papatya
1 yemek kaşığı lavanta
1 yemek kaşığı kekik
Yapılışı: Malzemeler elle ya da blender yardımı ile parçalanır. Daha önceden kaynatılmış 1 litre suyun içine malzemeler atılır ve 20 dakika demlenir. Süzüldükten sonra soğutulur ve haftada 1-2 gün durulama suyu olarak uygulanır.

Not: Bu karışım açık renkli saçlar için uygundur. Saçları kepekten arındırır ve saç köklerini güçlendirir.

Kuru Saç Maskesi

Malzemeler
1/2 çay bardağı nohut unu
2 kahve kaşığı defne yağı
1 kahve kaşığı gül yağı
Gerektiği kadar ılık su
Yapılışı: Nohut ununun içine defne yağı ilave edilir ve iyice karıştırılır. 1-2 dakika bekledikten sonra gül yağı ilave edilir. Sonra lapa kıvamına gelene kadar ılık su ilave edilir. Saç bu maske ile yoğrulur. Maske saçta 15 dakika tutulduktan sonra önce ellerinizin yardımı ile fazlası atılır sonra da ılık su ile yıkanır.

Saç Dökülmesi İçin Maske

Malzemeler
1 yemek kaşığı biberiye yağı
3 kahve kaşığı ardıç ağacı yağı
1 çay kaşığı ısırgan tohumu yağı
Yapılışı: Yağlar birbirlerine karıştırılır. Bu karışım sıcak su dolu bir kabın üzerinde benmari yöntemi ile karıştırılır. Ilık halde saç köklerine masaj yaparak uygulanır. Masajın ardından saç üzerine bone takılır ya da streç filmle kaplanır.1 saat bekletildikten sonra saç ılık su ile masaj yaparak yıkanır. Bu uygulama haftada bir gün uygulanır.

Not: Mevsiminde taze ısırgan yaprakları iyice dövülerek ilave edilebilir.

Bebeğinizi yakından tanıyın

İlk kez anne baba olan ebeveynler mutluluk ve heyecan kadar endişe de duyarlar. “Bebeğim yeteri kadar uyuyor mu?”, “Boy ve kilosu normal mi?”, “Gerçekten gülüyor mu?”, “Bizi ne zaman tanıyacak?” gibi sorular anne babaları bebek büyüyene kadar meşgul eder. 

Bu konuda anne babalara büyük görevler düşmektedir. Bebeğin fizyolojik ve psikolojik gelişimini yakından takip ederek onu sağlıkla büyütmek mümkündür.

Memorial Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Bahar Salihoğlu Kural'ın verdiği bilgilere göre, bebeğiniz doğduktan sonra endişeleriniz gün be gün artacak, bebeğinizi en sağlıklı ve doğru şekilde büyütmek için elinizden geleni yapacaksınız. Düzenli sağlık kontrolleri ya da sağlam çocuk izlemi ile bebeğinizin sağlıklı bireyler olana dek tüm büyüme ve gelişim basamakları çocuk doktorunuz tarafından takip edilecektir. Ama gelişimin ve büyümenin en hızlı olduğu ilk yılda bebeğinizdeki gelişmeleri ilk anne babalar fark eder. Bebekler kar tanesi gibidirler, hiçbiri birbirinin aynı değildir. Bu yüzden her bebeğin gelişimsel özellikleri birbirinden farklıdır. Bazı gelişme basamaklarına bebekler erken veya geç ulaşabilir. Ebeveynler kendi çocuklarını en iyi kendileri bilir, gelişim basamaklarını yakından takip edebilir.

Doğduğunda...

Bebeğin dış dünyaya alışmak için birkaç haftaya ihtiyacı vardır. Birkaç hafta rutin bir düzeni yoktur. Beslenme, uyku saatleri düzensizdir. Doğumdan hemen sonra daha hareketli olup birkaç gün sonra daha sessizleşebilir, sonrasında yine aktif olur.

Başlarını kontrol edemezler. Emme dürtüsü ile beslenirler. Vücudunu, kol ve bacaklarını eşit olarak hareket ettirebilir, 20-30 cm. ilerisini görebilir. Hareket eden cisimleri gözleri ile kısa mesafeden takip edebilir. Eli tutulursa, sıkıca kavrar. Sesin geldiği yöne doğru dönebilir. Onunla konuşulduğunda sakinleşir. Bebeğin 5 duyusu günden güne gelişir. Gülen yüzler, hoş, sakin sesler bebeğinizin ilgisini çeker. Annesinin kokusunu, sesini tanır.

Bu dönemde tüm bebekler büyürken sıcaklığa ve sevgiye ihtiyaç duyarlar. Onu kucağınıza alarak  şımartmazsınız. Bebeğinizi sevgiyle, şefkatle sıkça kucağınıza alın. Bebeğiniz tutarken avuç içinizle başını destekleyin. Onu; sizin yüzünüzü görebileceği kadar yakın tutun. Onunla konuşun ve şarkı söyleyin. Parlak, değişik renkli objeler gösterin.

2-3'üncü Aylarda...

Onunla konuştuğunuzda ‘ agulama ‘ başlar. Size daha çok karşılık vermeye, ilginizi fark etmeye başlar. Size güler, sizi izler, yanından ayrıldığınızda tepki gösterir. Kucağa alınınca, ilgi gösterilince sakinleşir. Kadın- erkek seslerini ayırt eder. Sert konuşmalarla, sakin konuşmaları ayırır.

Objelere daha iyi odaklanır. Parlak cisimlere bakmayı tercih eder. İlk aylarda bebeklerin gözlerinde kayma normaldir. Kaymanın bu aylarda düzelmesi gerekir.

Baş kontrolü artık vardır, başını dik tutar. Yüzükoyun yatırınca, göğüs kafesine kadar gövdesini kaldırır. El ve parmaklarını keşfeder, ellerini dikkatle bakar. Elini tuttuğunuzda, sizin elinizi daha sıkı tutar.
Bu dönemde, bebeğiniz uyanık olduğunda yüzükoyun yatırın, boyun ve sırt kasları güçlensin.

Ses çıkaran, hareketli, renkli oyuncaklar alın. Avuçlayabileceği yumuşak oyuncaklar, çıngıraklar alın. Yatağının yanına kırılmayan ayna, yumuşak oyuncaklar, renkli kitaplar asın. Yüz yüze konuşun, şarkılar söyleyin, ismini kullanın. Gülümsemelerini, seslerini, mimiklerini taklit edin. Bebeğinizi sakinleştiren ses ve oyuncakları öğrenin.

4'üncü Ayda...

Bebekler bu ayda kendi etraflarında dönmeye başlarlar. Mutlu olduklarında daha çok ses çıkarırlarken, mutsuz olduklarında ağlar, kendilerini bu yolla ifade etmeye başlarlar. Diş çıkarma sıkıntıları başlayabilir. Elini sık sık ağzına götürecektir.

Bu dönemde, bebeğinize ilginizi gösterin. Onunla konuşun, şarkı söyleyin. Bazen sadece yüzüne bakıp gülümseyin. İkili ilişkinizin gelişmesine dikkat edin. Değişik sesler çıkaran oyuncaklar, ilgisini çekecek renkli objeler alın. Size özel “oyun zamanları” yaratın. Eline farklı dokularda oyuncaklar verin. Bebeğinizi sırt üstü yatırın , birlikte egzersiz yapın. Kollarını göğüs kafesi üzerinde çaprazlayın, tekrar açın. Bacaklarını ayak bileklerinden tutup yukarı- aşağı yavaş yavaş hareket ettirin.

6-7'inci Aylarda...

Bu aylarda önce destekli, sonra desteksiz oturmaya başlar. Mama sandalyesinde oturtmaya başlayabilirsiniz.
Kendi etrafında kolayca döner. El bilekleri üzerinde yüzükoyun durur. Oyuncaklara ilgisi artar. Oyuncağa uzanır, eli ve tüm parmakları ile istediği şeye uzanıp alır. Elindeki cisimleri, oyuncaklarını birbirine vurabilir. Bir elindeki cismi, diğer eline geçirebilir.

Onunla oynadığınızı anlar, karşılıklı ilişkiye daha çabuk girer. "Ce- e" yaptığınızda güler. Tek heceleri söylemeye başlar. Kendi ismini tanıyabilir.

Bu aylarda annesine bağlılığı artar, aile üyelerini tanır. Çocukları büyüklerden ayırır.
Ona şarkılar söyleyin. Kitap okuyun. Hayvanların çıkardıkları sesleri öğretmeye çalışın. Aynanın karşısına geçin, kendi görüntüsüne güler.. Müzik çalın, beraberce dans edin.

8-9'uncu Aylarda...

Artık yabancıları tanıyıp, yadırgayabilir. Şimdiye kadar topluluk içine rahatça çıkardığınız çocuğunuz, başkalarını görünce ağlayabilir. Mama, baba gibi heceleri söyler. Aynı sesleri sürekli tekrarlar ve daha fazla sesleri taklit edebilir.

Bu aylarda bir yerlerde tutunup, ayağa kalkabilir. Yavaş yavaş sıralamaya da başlayabilir. Yatar pozisyondan, oturur pozisyona kendisi geçebilir. Emekler,  merdivenleri emekleyerek çıkabilir. Kollarının altından dik tutulunca adım atmak ister. Çevresindeki eşyalardan, objelerden zarar görmemesi için, evinizi güvenlikli hale getirmeniz gereklidir.

12'inci Ayda...

Artık bebeğiniz 1 yaşına geldi.. Bazı bebekler 1 yaşında yürüyebilir. Çoğu “ anne “, “ baba “nın anlamını bilir. Aileden insanlara bağlılık gösterebilir.

İnsanlarla oynamayı, oyuncaklarla oynamaya tercih eder. Onunla oyun oynayarak daha çok zaman geçirin. Hikayeler anlatın, şarkı söyleyin. Ona renkli çocuk kitapları okuyun. Diğer çocuklarla oynamasını sağlayın. Boya kalemleri alın, kalem tutmaya alıştırın. Renkli üçgen, kare, dikdörtgen şeklinde oyuncaklar alın. Yumuşak bir topla oyun oynayın.

Bu dönemde, eşyaları göstererek, isimlerini söyleyiniz. Tekrar ettikçe daha iyi öğrenecektir. Yeni şeyler öğrendikçe, onu yüreklendirin. Ona gülün, “ Aferin “ deyin.

Yaptığı şeylere çok fazla “ hayır “ demeyin. “ Hayır “ dediğinizde durması gerektiğini bilmeli, bu yüzden gerçekten gerektiği zaman kullanın. Onun her şeyi anladığını düşünüp, yapmaması gereken şeyleri neden yapmayacağını anlatın.

Göbeğinizdeki şişlik mi fıtık mı?

Göbeğinizdeki şişlik fıtık habercisi olabilir!... Göbek bölgesinde gözle görünür bir şişlik ve ağrıyla kendini belli eden göbek fıtığının tedavi edilebilmesi için erken teşhis şart... 

Memorial Hastanesi Genel Cerrahi ve Organ Nakli Bölümü’nden Op. Dr. Yücel Yankol, “Göbek fıtığı ve tedavi yöntemleri” hakkında bilgi verdi.

Fazla Doğum Yapmış Kilolu Bayanlarda Risk Artıyor

Fıtık; karın bölgesindeki organların karın içini saran zarın oluşturduğu bir kese içerisinde, destek dokuların zayıf veya yırtık bir bölgesinden dışarı doğru çıkmasıdır. Karın duvarında çeşitli bölgelerde fıtık oluşabilmektedir. Göbek bölgesinde bu şikayetin olması durumunda göbek fıtığından bahsedilir. Yaklaşık 100 kişiden 4-5‘inde fıtık şikayeti mevcut olup, bunların % 8-9 ‘u göbek fıtığıdır.

Göbek fıtığı doğumdan itibaren her yaşta ve cinste görülmekle birlikte, fazla doğum yapmış kilolu bayanlarda daha sık rastlanmaktadır.

Aşırı Ağır Kaldırma Nedenlerden Biri

Göbek fıtığı oluşması için öncelikle göbekte bir zayıflık olması gerekir. Bu zeminde karın içi basıncı artıran, kronik öksürük, kabızlık, aşırı ağırlık kaldırma, idrar yaparken zorlanmaya sebep olan durumlar ( prostat şikayeti ), fazla kilo, aşırı kilo kaybı, çok sayıda hamilelik, assit ve karında kitleler göbek fıtığına sebep olabilmektedirler.

Gözle Görülen Şişlik Ve Şekil Bozlukluğu

Belirgin olması durumunda göbek bölgesinde gözle görülebilen bir şişlik ve şekil bozukluğu mevcuttur. Göbekte baskı hissi ve künt bir ağrı da şişliğe eşlik eder. Parmak ile göbek halkası hissedilir. Şişlik içeriye doğru itilebilir. Şikayetler fiziksel aktivite ile artabilmektedir.

Erken Teşhis Önemli

Göbek fıtığının içinde genellikle karın içi yağ dokusu olan omentum ve ince bağırsak bulunur. Göbekteki şişlik içeriye itilemiyorsa, hassasiyet artmışsa, tuvalet yapamama, bulantı ve kusma olmuşsa, akla dışarıya çıkan karın içi organların fıtık deliğinde sıkışması sonrası dolaşımın bozulması, doku harabiyeti olduğu ve sıkışan organın canlılığını kaybetmeden acil ameliyat gerektiği akla getirilmelidir.

Erişkin döneminde göbek fıtığının tek tedavisi cerrahidir. Göbek fıtığı zaman geçtikçe büyümesi ve kilolu hastalarda ciddi sorunlara sebep olabilmesi nedeniyle başlangıç halinde küçük boyuttayken ameliyat ile onarılması daha kolay ve sonuçları açısından daha başarılıdır. Ameliyat öncesi ideal olan hasta kilolu ise kilo vermesi ve karın içi basıncı arttıran etkenlerin (kronik öksürük, kabızlık, prostat şikayetleri, asit vb ) tedavi edilerek ortadan kaldırılmasıdır.

Ameliyat esnasında genellikle göbek çukuru korunmaya çalışılır. Ameliyat açık yöntemler ( Primer kapama ve yama ile tamir ) ile veya laparoskopik (kapalı) yöntem ile gerçekleştirilir.

11 Mart 2014 Salı

Aldatıldığınızı nasıl öğrenmek istersiniz?


Birlikte olduğunuz sevgiliniz ya da bir hayatı paylaştığınızı sandığını eşiniz sizi aldatıyor mu? Anlamak ister misiniz? İşte yolları... 

1- Sevgiliniz içindeki suçluluk duygusunu bastırmak için sizin isteklerinize her zamankinden fazla duyarlılık gösterir. Özellikle diğer ilişkisinin ilk dönemlerinde…

2- Böyle bir alışkanlığı olmasa bile size sık sık hediye almaya başlar. Bu davranışının dikkat çekmemesi için de her hediye

3- Günlük hayatındaki alışkanlıklarını değiştirir ya da yeni hobiler edinir.

4- Yaşadığı duygusal karışıklık nedeniyle olur olmaz nedenlerden kavga çıkarabilir.

5- Ona daha şefkatli yaklaşmanız için sadece sizin yanınızda depresif bir tavır takınabilir.

6- Sizinle çeşitli bahanelerle daha az konuşmaya ve zaman geçirmeye başlar. Bu sayede daha az açık vereceğini düşünür.

7- Uykusunda sık sık kabus görebilir. Bir çok geceyi bu nedenle uykusuz geçirebilir.

8- Müzik, sinema gibi alanlarda zevkleri değişebilir. Daha önce nefret ettiği türleri beğenerek takip edebilir. Bu seçimlerden yeni ilişkisinin zevkleri hakkında fikir verir.

9- Kendisini birden çok beğenmeye başlayabilir. Zamanını eskiye göre daha çok ayna karşısında geçirir.

10- Sizi ya da ilişkinizi başkalarıyla kıyaslayabilir. Bu artık sizin tek olmadığınızı düşündüğünü gösterir.

11- Artık hiçbir eleştiriye tahammülü kalmayabilir. Sürekli kendini savunma tavrını takınabilir.

12- Eve geç gelmeye başlar. Evdeki sorumluluklarını ya da eskiden düzen konusunda önem verdiği konuları atlayabilir.Q

13- Sizin nasıl göründüğünüzle artık daha az ilgilenir. Saçınız ya da kıyafetlerinizle ilgili yorum yapmaz.

14- ‘Seni seviyorum’ demeyi bırakır.

15- Sizin ona yaptığınız sürprizler karşısında eskisi gibi coşkuyla tepki vermez. Bu içinde suçluluk duygusundan kaynaklanır.

16- Kendisini başkalarıyla kıyaslaması da size olan ilgisini kaybetmeye başladığını gösterir.

17- Telefonunda arama listesi ve mesaj kutusunu sürekli boş tutmak gibi önlemler alabilir.

18- Birden bire arkadaşlarıyla her zamankinden daha fazla vakit geçirmeye başlar

19- Saçınızı okşamak gibi şefkat gösterilerini bırakır.

20- İlişkinizin geleceği hakkında evlilik, ev alma gibi planlar hakkında konuşmamaya başlar.

21- Birden bire kişisel uğraşlara vakit ayırmaya başlar. Kitap okur, film izler…

22- Aranıza yatak odanızda da mesafe koyar ve bunun için bahaneler sıralar.

23- Yaptığı şakalar sizi güldürmekten çok kırmaya başlayabilir, eski hoş sohbet tavrı kalmaz.

24- Çiftlerin yapışık ikizler olmadığını öne sürerek kendi özel sınırlarını korumak adı altında sizden uzaklaşır.

25- Rüyasında başka isimler sayıklayabilir.

26- Yakın çevrenizden sürekli ilişkiniz hakkında uyarı alıyor musunuz? Sizdeki değişim en iyi dışardan bakan objektif gözler tarafından görülür.

27- Sizin artık kendisiyle ilgili sorular sormanıza tahammülü kalmaz. Neredesin sorusu onu bir anda sinirlendirmeye yeterli olur.

28- Sabah uyandığında kimin yanında olduğunu anlamak için bir süre etrafına bakar.

29- Ev içinde kapıları kapalı tutmaya başlar. Özellikle bilgisayar başındayken rahatsız edilmek istemez.


Kadınlar neden depresyon pençesinde?


Cinsel kimlik rolü kadını depresyona daha yatkın kılıyor.

Depresyon kadınları vuruyor!
Depresyonun tüm toplumlarda kadınlarda daha sık görüldüğünü söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Dilara Karahan, 'Şikayeti olan kadınlar, sorunlarına çözüm bulmak için uzman birine başvurma eğilimi içindedirler. Erkekler ise yardım konusunda daha isteksiz olurlar ve genellikle alkole başvurarak sorunu çözme eğilimi yüksektir' diye söylüyor.

'Yapılan çalışmalar, kadında ebeveynlikle ilgili olayların ve ilişki sorunlarının ruhsal durum üzerindeki etkisinin, erkeklerden daha yüksek olarak göstermiştir' diyen Karahan, kadınların en özel dönemlerinden olan hamilelik sürecinde yaşanan depresyon hakkında şunları söyledi:

'Ebeveynliğin başlangıç dönemi olan hamilelik ve sonrasındaki annelik sorumluluğu oldukça uzun bir dönemdir. Hamilelik döneminde genel inanç, bu dönemin duygusal açıdan son derece rahat bir dönem olduğudur. Fakat yaşanan hormonal değişiklikler, sorumlulukların artması, bedensel değişimler bazı gebe kadınları olumsuz etkilemekte ve depresyona zemin hazırlamaktadır.

Depresyonun, genel olarak 25-44 yaş arasında artış oranı yüksektir. Daha önce depresyon geçiren kadınların, hamilelik dönemi yaşarken tekrar depresyona girme oranı yüksektir.

Gebelikte, zaman zaman gebeliğin belirtileri ile depresyon belirtisi birbirine karışabilir. Gebelikte; uyku değişikliği, iştah değişikliği, kilo kaybı, yorgunluk, duygusallık gibi değişimlere sık rastlanır. Depresyonda da buna benzer belirtiler vardır. Bu sebeple, hamilelik döneminde depresyon tanısı koymak oldukça zordur. Genel olarak hamilelikte depresyon kadının gebelik haberini aldıktan sonraki 3 ay içinde çok daha sıklıkla görülür.Bu sebeple, ilgili kişinin çevresi tarafından bu dönemde iyi gözlemlenmesi gerekir.

Bu durumun depresyon olarak algılanabilmesi için bu kişilerde duygudurum değişimlerine bakılır. Kadın, 15 gün ve üstü zamanda büyük bir karamsarlık içinde olur, isteksizdir, hayattan zevk almaz, suçluluk ve yetersizlik duygusu yaşar ve şiddetli sıkıntı hali içindedir. Kadında özellikle, taşıdığı bebekle ilgili kaygılar oluşur. Bunun yanısıra hamile kadınların, yüzde 64'ünün vücudunun farklı bölgelerinde, nedeni belirsiz homatik ağrılar görülür. Baş ağrısı, mide ağrısı ve karın ağrısı gibi belirtiler gebelik depresyonu içinde sıkça görülür.

Gebelik döneminde, kadınların yüzde 40'ından fazlasında ölüm yani kendine zarar verme düşüncesi belirebiliyor. Bu kişiler, intihara eğilimlidir. Bunun yanı sıra bebeği kaybetme düşüncesi, bebeğin sağlığı ile ilgili kaygılar, daha önce mevcut düşüklerin tekrarlanması düşüncesi, ani ilişki problemleri, çiftin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durum, iş kaybı gibi endişeler depresyon döneminde kadını oldukça zorlar.

Hamilelik döneminde, alkol ve sigara kullanımı, kadının depresyona girme ihtimalini artırır. Genel olarak bakıldığında hamilelik depresyonuna, hamilelik sonrası depresyondan daha az rastlanır. Hamilelik dönemindeki depresyon tedavisi, uzman bir psikiyatrist desteği ile kolaylıkla yapılmakta ve kadının sağlıklı bir gebelik ve annelik dönemi geçirmesi sağlanabilmektedir. Bu konuda, uzman psikiyatrisin yapacağı tespitle, hem ilaç hem de terapi ile tedavi yönetilebilir. Hamilelik döneminde kullanılan olan ilaçlar, gebe kadını zaman zaman endişelendirmektedir. Ancak bugün bu dönemde kullandığımız özel ilaçlar bulunmaktadır. Bunlar, hamilelik döneminde anne ve bebeğe tehlike yaratmaz ve gebe kadının ruhsal dünyasında ona rahatlık sağlayarak mutlu bir hamilelik dönemi geçirmesini sağlar.

Hamilelikte, depresyonun tedavisi yapılmaz ise gebenin yaşadığı sıkıntılar ile bebeğini kaybetme ihtimali artar. Bunun yanı sıra kadının yaşadığı duygudurum değişimleri ile hem kendi iç dünyasında hem de aile yaşamında ciddi sıkıntılar oluşabilir.'


HAYAL - İELEV - GERÇEK!

"Hayal ile Gerçek Arasında İELEV Vardır" sloganıyla eğitim veren İELEV çocuklarınızın hayallerini destekliyor. Yeteneklerini İELEV'de keşfeden öğrenciler; daha başarılı, daha özgür, daha mutlu oluyorlar. Üstelik İELEV artık Lisesini de açarak Eğitim Çemberini Tamamladı. İELEV Özel Lisesi Almanca, İngilizce, Türkçe eğitim verecek



Aydınlık Bir Gelecek İçin Köklü Eğitim

İELEV Eğitim Kurumları, İstanbul Erkek Lisesi’nin sarı siyah geleneğinde ve çizgisinde, sürekli gelişimi ilke edinir. Sarı Siyahlı olmayı hissetmek; yardımlaşma ve dayanışma bilincini de beraberinde getirir. Akademik mükemmelliği hedefleyen, mücadele ruhuna sahip, adil, çağdaş ve ulusal kültüre sahip çıkan, saygılı, yardımsever, farklılıkların zenginliğinin bilincinde, dürüst, yardımsever ve bilinçli öğrencilerimize inanıyoruz, onlar dünyayı daha güzel bir yer haline getirecekler.

Çok Kültürlü, Çok Dilli, Dünya Vatandaşları

Okulumuzda, anadil ile birlikte Almanca ve İngilizce sistem bütünlüğü içerisinde ele alınır. Eğitim anlayışımızda, öğrendiklerimizi “yaşatarak“ yaşamla ilişkilendirmek esastır. Dili öğrenirken, o dile ait kültürel unsurları da aynı şekilde yaşatırız. Dünya nüfusunun yarısından fazlasının birden fazla dil bildiği gerçeğinden hareketle, öğrencilerimize Almancadan sonra öğrenilen İngilizcenin ne denli kolay öğrenildiği avantajını yaşatıyoruz.

Yaparak - Yaşayarak Öğrenme

Günümüzde, bireylerin gelişmiş düşünme becerilerine sahip olması önem taşımaktadır. Bu durum eğitimde öğrencilerin kendi öğrenme sürecinde aktif rol aldıkları bir ortam ihtiyacını doğurmaktadır. Farklı yetenek ve becerilere sahip öğrencilerin kendilerini tanıyarak keşfetmelerine imkan tanıyan yaklaşımımızla öğrencinin “öğrenmeyi öğrenmesi”ni sağlayarak aslında tüm hayatı boyunca bilgiye erişme, anlama, yorumlama ve kullanma yönünde becerilerini geliştirmeyi hedefliyoruz.

Mutlu ve sağlıklı çocuklar

Öğrenci mutlu olmak için, kendi özgün kimliğini oluşturmalı, kimlik kazanmalı, sürdürebilir ruhsal esenliğe sahip olmalıdır. Bu çerçevede İELEV’de, öğrenciye zorlandığında (akademik olabilir-sosyal olabilir, dönemsel olabilir, duygusal olabilir) bunu çözebilme iradesi ile kendini yönetebilecek “kimlik ve kişilik” yönetimi kültürü kazandırılır.

İELEV Özel Lisesi ve GIB Programı



GIB (Gemischtsprachiges International Baccalaureate) Diploma Programı ile dünyadaki tüm üniversitelere kabulde önemli ayrıcalıklar kazanacak olan mezunlarımız, her zaman bir adım önde olacaklar.



İELEV Eğitim Kurumları, 12 yıllık zorunlu eğitim sürecini tamamlayacak şekilde 2014-2015 eğitim-öğretim yılında lisesini açıyor. İELEV Özel Lisesi’nde öncü olma kararlılığıyla, bütünlük ve devamlılık anlayışı içinde GIB (Gemischtsprachiges International Baccalaureate) Diploma Programı benimseniyor.

GIB Programı: İELEV Özel Lisesi’nin benimsediği GIB Programı yurtdışında birçok okulda, Türkiye’de de sadece Ankara’daki Alman Konsolosluk Okulunda sürdürülüyor. İELEV Özel Lisesi öğrencileri araştıran, sorgulayan, eleştirel bakabilen, bireysel özelliklerini dikkate alarak yaratıcılıklarını geliştiren; sanatı, müziği ve sporu yaşamın vazgeçilmezi sayan gençler olarak hayata atılmalarına yardımcı olacak GIB Programı’nın birer parçası olacak.İELEV Özel Lisesi biri Türk, biri Alman olmak üzere iki yöneticili idari yapıya sahip olacak. Diğer okullarda olduğu gibi, İELEV Özel Lisesi’nde de Almanca ve İngilizceyi ana dili gibi konuşan, uluslararası deneyime sahip, yetkin bir öğretmen kadrosu bulunuyor.

Dünya ile uyum için çok dilli Eğitim: Almanca ve İngilizce yürütülen hazırlık sınıfları ile başlayacak lisede eğitim anlayışının vazgeçilmez unsuru olan teknoloji, bilime ulaşmada bir araç olarak kullanılmaya devam edecek. İngilizce ve Almanca, hazırlık sınıflarında ağırlıklarına göre ayrılarak, 18+8 saat; sonraki sınıflarda 4-8 saat arasında okutulacak. Branş dersleri ise, GIB Programı’nın gerektirdiği şekilde İngilizce, Almanca ve Türkçe verilecek. (Örneğin Matematik İngilizce, Biyoloji ise Almanca anlatılacak). Seçmeli Yabancı Dil Programı içinde ise Çince, Rusça ve İspanyolca seçenekleri olacak.

Detaylı bilgi almak için tıklayın.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
-->

5 Mart 2014 Çarşamba

Kanser riskiniz olabilir

Kadınların yaşadığı bazı jinekolojik sorunlar kanserin ilk belirtileri olabiliyor. 


Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Petek Balkanlı Kaplan, menopoz sonrası kanamaların mutlaka araştırılması gerektiğini söyledi. Kaplan, yaptığı açıklamada rahim kanserinin, üreme organları kanserleri arasında en sık görüleni olduğunu söyledi.

Rahim kanserinin genellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda menopozdan sonra görüldüğünü söyleyen Kaplan, şöyle devam etti:
“Rahim kanserinin nedeni tam olarak bilinmemekle 
birlikte, progesteron (yumurtalıklardan salgılanan cinsiyet hormonu) ile karşılanmamış östrojen (kadınlık hormonu) ana risk faktörüdür. Rahim hücreleri uzun süre yüksek dozda östrojene maruz kalırsa kontrolsüz olarak büyür. Önce rahim içi zarı kalınlaşması ve ardından kanser oluşur. Kanser oluş sıklığı hormonal değişikliklerle ilişkilendirilebildiğinden, hormon düzeyini yükselten her koşul kadınlar için risk artırıcı bir durum olabilir.”

Kaplan, rahim kanserindeki diğer risk faktörlerini ise, yumurtalıklarla ilgili problemler, şeker hastalığı, hiç çocuk doğurmamış olmak, menopoza erken yaşta girmek, erken yaşta adet görmeye başlamak, kilo fazlalığı, yüksek tansiyon olarak sıraladı.


Rahim kanseri belirtileri

Rahim kanserinin erken evrede pek fazla bulgu vermediğini bildiren Kaplan, “Anormal vajinal kanama ve lekelenme, rahim kanserinin en önemli 
bulgularıdır. Kanamaların büyük bir kısmı menopoz sonrası kanamalardır. Hastalık ilerledikçe ağrı ortaya çıkabilir. Özellikle menopoz sonrası dönemde bütün kanamalar mutlaka araştırılmalıdır” dedi.
Kaplan, rahim kanserine kesin tanının biyopsi ve patolojik incelemelerin ardından konulduğunu belirtti.
Tedavi

Rahim kanserinde tedavi şeklinin ameliyat olduğunu ifade eden Kaplan, şunları kaydetti:
“Operasyonda rahim, yumurtalıklar ve karın içinden sıvı alınması, karnı örten yağlı gözenekli doku ve lenf nodlarının çıkarılması gerekir. İleri vakalarda ilave olarak karın zarı, bağırsaklara tutulmuş kısımları ve etkilenmiş organlar çıkarılabilir.

Erken evrelerde teşhis edilen rahim kanserinin iyileşme şansı yüzde 95'tir. Hastaların büyük kısmı olay rahim dışına ulaşmadan yakalandığından rahmin ve yumurtalıkların çıkarılması, tedavi için yeterli olmaktadır. Daha ilerlemiş vakalarda kanserli dokuların tamamının çıkarılması mümkün olmayabilir. Bu hastalarda ilave kemoterapi ve radyoterapi gerekmektedir.”

Kaplan rahim kanserinden korunmak için normal kiloda olmanın, östrojen tedavisi sırasında progestron kullanmanın, anormal vajinal kanama olduğunda hemen doktora başvurmanın ve düzenli jinekolojik kontrolleri aksatmamanın önemli olduğunu sözlerine ekledi.

4 Mart 2014 Salı

Sizin Pırlantanız Hangisi?

Erkekler bütün kadınların birbirine benzediğini iddia etse de aslında durum sandıkları gibi değil! 

Her kadının duyguları, zevkleri, hayalleri özetle hayata bakışı farklı. Aslında hiç birinin yaşam tarzları, olaylar karşısındaki tepkileri hatta aşkları bile birbirine benzemez. Hepsinin ortak bir noktada buluştukları tek konu ise kaliteli olan her şeyin değerini bilmelidir. Dünya üzerinde pırlantaya hayır diyebilecek tek bir kadın yok! Fakat her birinin kendine özel bir kişiliği olduğundan tarzlarını yansıtan pırlanta zevkleri de farklı.

Mütevaziliğin simgesi tektaş mı, yoksa lüksün başrol oyuncusu tria mı? Sizin kişiliğinizi yansıtan ve stilinize en uygun pırlantalar hangileri biliyor musunuz? İşte sorularınızın cevapları…

Mütevazilikten Vazgeçemeyenlere…

Dünya üzerindeki tüm kadınların pırlantaya bayıldıklarını biliyoruz. Fakat bazıları için durum biraz farklı. Onlar da kaliteden anlıyorlar elbet, fakat gösterişli takılar onlar için çok da uygun değil. Özellikle hayatın ritmini yakalayan sürekli bir koşturma içerisindeki kadınların pırlantası tahmin ettiğiniz gibi tektaş. Kendine güvenen ve ayakları yere sağlam basan kadınların tümünün seçimi tektaştan yana. Hatta öyle ki takıyla olan ilişkilerinin tektaş yüzük ve küçük küpelerden öteye geçmediğini söylemek mümkün. Sade bir tarza sahip kadınların seçeceği tektaş takılara göz atmak onların zevkini anlamak için doğru olacaktır.

Pırlantanın Işıltısına Kapılanlar İçin

Dünyanın son gününe kadar aynı formda kalabilecek tek değerli taş pırlantadır ve birçok kadın da bunun farkındadır. Bu yüzden trialar kadınların büyük bir kısmının aklını başından alıyor. Triapırlanta seven kadınların büyük bir bölümü de modayı yakından takip eder ve kendisinden şıklığıyla bahsettirir. Küçük bir gösteriş onlar için zarafetin bir parçasıdır, bu yüzden tektaşın sadeliğiyle yetinmezler.Fakat bütünü tamamlayan kıyafetleri ve duruşlarıyla trianın ışıltısını bile gölgede bırakarak her zaman asaletleriyle öne çıkmayı da bilir tria kadınları.

Güçlü Kadınların Tercihi

Beştaş pırlantanın daha çok güçlü kadınlara yakıştığını söylesek yanlış olmaz. Gücü ve ihtişamıyla değerli mücevherlerden hoşlanan birçok kadının pırlanta yüzük konusundaki ilk tercihi genel olarak beştaş oluyor. Kaliteden ödün vermeyenlerin pırlantası beştaş yüzükleri günlük hayatın içinde kullanmak bile onlar için oldukça sıradan. Kaliteli gösterişi seviyorsanız ve pırlantanın ışıltısı sizi de cezbediyorsa siz de kesinlikle bir beştaş pırlanta kadınısınız diyebiliriz.

Tamturun Zarafeti

Neredeyse tüm kadınların hayalindeki pırlanta seçimi farklı olsa de her kadının hayalini süsleyen bir tamtur pırlanta modeli mutlaka vardır. Çünkü zarafetin timsali sayılan tamtur pırlantaların incelikleri ve kalınlıklarına göre her kadının zevkine hitap eden bir modeli mutlaka bulunuyor. Özellikle son yılların gözdesi olan tamtur pırlanta modellerinde, tek sıra olanlar tektaş kadınlarına hitap ederken yüksek karatlı ve iri taşlı modeller aksesuar kullanmayı seven kadınların tercihi oluyor. Aradığınız tamtur pırlanta modelini bulmak için bu liste size yardımcı olacaktır.

Göbeğinizden kurtulmaya ne dersiniz?

Göbeğiniz oturduğunuzda akordeon misali kat kat katlanıyorsa ve bu durum sizi rahatsız ediyorsa, ondan kurtulmak için diyet ya da egzersiz tek başlarına yeterli olmayacaktır. İşte göbek eritmenin sırları...


İnce bir vücuda sahip olduğu halde göbeğinden yakınanlara veya ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar göbeklerini bir türlü eritemeyenlere sıkça rastlarsınız. Hatta bazıları, televizyonlarda reklamı yapılan ilginç görünümlü karın çalıştıran aletlerden satın bile almıştır, ama tabii bunların istenilen randımanı veremediklerini anlamaları da uzun sürmez.

Aslında 'göbek problemi', kulaktan dolma diyet ve egzersiz yöntemleriyle çözümlenemeyecek kadar önemli bir sorun. Bu konuda uzman önerileri doğrultusunda hareket etmek ve sabır göstermek, 'sıkı ve düz bir karna sahip olmanın' anahtarı. İstenilen ölçülerde, düzgün ve orantılı bir vücuda sahip olmak ve göbeğinizden kurtulmak için şunlara dikkat etmeniz gerekiyor:

Beslenme:
Düz bir karın istiyorsanız, dikkat etmeniz gereken en önemli nokta 'beslenme' konusudur. Yağlardan kurtulmak için öncelikle kan şekeri seviyesini kontrol altına almanız gerekiyor. Bu da en iyi günde 4-6 öğünle sağlanır. Tabii 6 öğün deyince aklınıza, masalar dolusu yemek gelmesin. Bir öğün, sebzeli bir omlet de olabilir, meyve doğradığınız bir mısır gevreği de, ya da yarım fincan pilavla bir parça tavuk ve bolca salata veya bir elma. Temel olarak üç ana ve üç ara öğün tüketebilirsiniz. Burada amaç, az ama sık yemektir. Böylece ihtiyacınız kadar protein ve karbonhidrat ve az miktarda da yağ tüketmiş olursunuz. Oranlar
Alınan kalorilerin yüzde 80'inin karbonhidratlardan gelmesi halinde, sıkı ve düz bir karna sahip olmak pek mümkün olmuyor. Oranlar değişebilir, ama kalorilerin yüzde 55'inden fazlasının karbonhidrattan alınması, vücuttaki yağdan kurtulmada pek yardımcı olmaz. Vücut tolere edebiliyorsa, az miktarda karbonhidrat alarak diyet yapılabilir. Önemli olan, yüzde 55 sınırını aşmamaktır 

Zamanlama
Bünyeye giren yağ miktarı azaldıkça, vücut bir tür alarma geçerek, alınan yağı depolamaya çalışır. Bu nedenle gün içinde her 2-3 saatte bir, bir şeyler yenilmesi öneriliyor. Bu, vücuttaki yağı yakmaya yardımcı olur.

Kalori
Yukarıda belirtilenlerin hepsini uyguladığı halde, yine de düz bir karna sahip olamayanlar, kilolarını sabit tutmak için günde kaç kalori alacaklarını öğrenmeleri gerekiyor. Bunu da biraz uğraşıp deneme yoluyla öğrenebilirsiniz. Ayrıca, tükettiğiniz toplam kaloriyi, kaç gram protein, karbonhidrat ve yağı tükettiğinizi de belirleyip yazmalısınız. 

Kalori azaltma
Kiloyu sabit tutmak için alınması gereken günlük kalori miktarı bulunduktan sonra, alınan kalori miktarının 200 kalori kadar azaltılması gerekiyor. Hedef, yiyebildiğiniz kadar yiyip, yine de yağ yakmaya devam etmek ama bu arada da kas kaybına uğramamaktır. Olabildiğince az yemeyi hedeflerseniz, elde edeceğiniz tek şey metabolizmanızı yavaşlatmak ve kas dokusundan kaybetmek olacaktır. İlk hafta sonra verdiğiniz, kilodan çok, vücutta birikmiş su olacaktır. Esas ondan sonra kilo vermeye başlarsınız. 

Tutarlılık
Haftanın 6 günü bu program uygulanıp, haftada bir gün istenilen bir besinden bir porsiyon tüketilebilir. Ancak burada önemli olan şey abartmamaktır. Çünkü abartmanız halinde kan şekeri seviyesi tekrar yükselebilir ki, bu da yağ yakmanızı durdurur.

Ağırlık çalışması
Haftada 2-3 kez yapılacak 35 dakikalık (bir saate de çıkılabilir) ağırlık çalışması, hem vücuttaki kas kütlesini, hem de metabolizma hızını arttırır; çünkü kas, yağdan daha çok kalori yakar. Bu şekilde günde fazladan 30 ila 50 kalori yakabilirsiniz. Ağırlık çalışmasına karın egzersizlerini de dahil etmelisiniz. Böylece bir yandan vücudunuzdaki yağ miktarını azaltırken, diğer yandan da karnınızı sıkılaştırmış olursunuz. Kardiyovasküler egzersizler: Haftada 3 ila 5 gün, 30-40 dakikalık orta yoğunlukta kardiyo egzersizleri (yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklet vs) yapılması da önerilenler arasında. Başlangıç seviyesindekiler, egzersizin yoğunluğunu kademeli olarak arttırmalılar. Eğer zaten belli bir seviyedeyseniz, haftanın iki günü daha yoğun program uygulayabilirsiniz. Bunu düzenli uygular, yediklerinize dikkat eder ve bu rutini her 3-4 haftada bir değiştirirseniz, düz bir karna sahip olabilirsiniz.

Kadınlarda çok sık olan sağlık sorunları

Kadınların hayatını çok ciddi tehdit eden hastalıklara dikkat etmek gerekiyor.

Meme kanseri hastalığı başta olmak üzere kadınlarda çok sık rastlanan ciddi sağlık sorunlarına karşı en önemli şey önlem almak.

Birçok hastalıkta erken tanı hayat kurtardığı için hastalıkları önceden tanımak önem taşıyor.Yeditepe Üniversitesi Hastanesi uzmanları kadınların hayatlarını tehdit eden hastalıklar hakkında bilgiler verdi.

MEME KANSERİ

Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özcan Gökçe, erken tanının meme kanserinde çok önemli olduğunun altını çiziyor: 'Erken tanı için temelde önerilen ve birbirlerini tamamlayan üç yöntem var: Bunlardan ilki, kendi kendine yapılan meme muayenesi. 20 yaş sonrasında her kadın âdetin 7–10 günleri arasında ayda bir kez memelerini muayene etmeli. Ayrıca 20 – 40 yaş arasında 1–3 yılda bir, 40 yaşından itibaren de yıllık olarak bir genel cerrahi uzmanına meme muayenesi yaptırılmalı. Üçüncü ve en önemli erken tanı için tarama yöntemi olan radyolojik görüntüleme metodu mamografi, 40 yaşından sonra düzenli yapılması halinde meme kanserinin erken yakalanmasında kilit rol oynuyor.'

RAHİMAĞZI KANSERİ

Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, 'Rahim ağzı kanseri her yıl 500 binden fazla kadında görülüyor. Rahim ağzı kanseri tüm dünya kadınları arasında meme kanserinden sonra görülen en sık ikinci kanser türüdür. İstatistiklere göre 250 bin kadın her yıl bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Kansere dönüşmeden erken dönemde yakalanması pap-smear testi ile mümkündür. Bu yüzden, bütün kadınlara yılda bir defa smear testi önerilmektedir. Kanser öncülü bu hastalıkların cerrahi tedavileri tüm dünyada ve ülkemizde bilinmekte ve uygulanmaktadır. Ayrıca son yıllarda HPV'nin yüksek riskli bazı tiplerinin rahimağzı kanserinin ve onun öncül hastalıklarının hemen hepsinde ana neden olduğu, virüsün hücrelerde kansere dönüşümü başlattığı gösterilmiştir. Bu virüsün bulaşmasını önleyerek kanser ve diğer hastalıklardan korunmanın mümkün olabileceği ise son yıllarda öne çıkan bir konudur. HPV'nin kanser oluşturan yüksek riskli tiplerinden olduğu kadar cinsel siğillere yol açan HPV tiplerinden de korunmak önemlidir. Virüsün bulaşmasını kızamık, suçiçeği, grip gibi hastalıklarda olduğu gibi bağışıklık sistemi yoluyla, vücuda virüs girse bile onu savunma sistemimizle yok ederek önlemek, aşı ile mümkündür. HPV aşısı son on yılın en önemli toplum sağlığı ve kanserle mücadele çabalarının başında gelmektir. Koruyucu hekimlik açısından çocukluk çağından itibaren başlayarak kız çocuklarının ve hastalıkla karşılaşmamış genç ve yetişkinlerin aşının koruma şemsiyesi altına alınması gerekmektedir.'

OSTEOPOROZ

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ece Aydoğ, osteoporoz konusunda hastaları doğru tedavi konusunda uyarıyor: 'Kadınlarda kemik kaybını hızlandıran nedenlerden en önemlisi menopozdur. Menopoz ile birlikte cinsiyet hormonları azalmaya başlayınca kemik kütlesi de azalmaya başlamakta ve ilerleyen yıllarda kırık riski artmaktadır. Bu kırıklar da birçok sıkıntıyı beraberinde getirmektedir. Örneğin omurga kırıkları bel ağrılarına ilaveten zaman içersinde boy kısalmasına ve sırtta kamburlaşmaya yol açmaktadır. Bu durum kadında sindirim ve solunum problemlerine yol açabileceği gibi kas kuvvetinde azalmanın da katkısı ile denge bozukluğuna neden olmakta ve buna bağlı düşme riski artmaktadır. Dolayısı ile yeni kırıklara davetiye çıkarılmış olmaktadır. Tüm bunlar kadını günlük yaşam aktivitelerinde bağımlı hale getirmekte ve sonuç olarak depresyon tablosuna yol açmaktadır. Ayrıca 65 yaş sonrası daha fazla gördüğümüz kalça kırıkları da ölüm riskine neden olabilmekte ve hayatta kalanlarda ise ağır özürlülük tablosu ortaya çıkmaktadır.

Osteoporozun en etkili tedavisi kemik kaybının önlenmesidir. Bunun için daha çocuk yaşlarda önlemler alınmaya başlanmalıdır. Çocukların diyetle yeterli miktarda kalsiyum ve fosfor alması ve yeterli düzeyde güneş ışığına maruz kalmaları sağlanmalıdır. Özellikle vücuda yük bindiren egzersizler daha çocukluk yıllarından itibaren yapılmaya başlanmalıdır. Hayat boyu sigara, fazla alkol ve kahve tüketiminden kaçınılmalıdır. Eğer osteoporoz tanısı almışsak ilaç tedavileri ve düzenli egzersiz ile kemik kaybını durdurabilir hatta bir miktar arttırabiliriz de. Ayrıca yine yaşlılarda düşmelerin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması kırık riskini önemli ölçüde azaltır. Bu önlemlerin başında dengeyi geliştirmek için yapılan egzersizler gelmelidir. Ayrıca hem kemik kütlesini arttıran hem de dengenin sağlanmasında önemli bir faktör olan kas kuvvetlendirme egzersizleri de mutlaka ilave edilmelidir. Görme ve işitme kusurları varsa mutlaka düzeltilmeli, sakinleştirici ilaçlardan kaçınılmalı, düşmeyi önlemeye yönelik ev düzenlemeleri yapılmalı, günlük yaşam aktivitelerinde yardımcı cihazlar kullanılmalı ve mutlaka D vitamini desteği verilmelidir.'

İDRAR KAÇIRMA

Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kemal Sarıca, 'idrar kaçırma' sorununun çözülebilir bir sorun olduğunu belirterek kadınların doktora gitmekten çekinmemesi gerektiğini belirtiyor. 'Temelde kadınların hastalığı olan idrar kaçırmaya tıpta inkontinans denmektedir. İnkontinans 35 yaşın üzerindeki her 5 kadından birinde görülüyor. Kişinin sosyal yaşantısını etkileyecek olan her idrar kaçırma bir hastalıktır ve tedavi edilmelidir. İdrar kaçırma; öksürme, hapşırma veya gülme gibi karın içi basıncın arttığı durumlarda ortaya çıkabileceği gibi, daha az eforla da (yürümek, yataktan kalkmak gibi) meydana gelebilir. Bu tip idrar kaçırmaya zorlanma(sıkışma) tipi idrar kaçırma-inkontinans adı verilmektedir. Bu hastalarda kaçırma, kişinin ani olarak idrara çıkma ve sıkışma hissi ile beraberdir. Bazı kişilerde ise idrar kaçırmanın iki tipi de birlikte görülür. Bu tip idrar kaçırmaya da karışık tip inkontinans denir. İdrar kaçırma şikâyeti olan hastalarda tedaviden önce yapılacak tetkiklerle idrar kaçırmanın neden kaynaklandığını ve hangi tipte olduğunu belirlemek gerekir. Gerektiğinde ise ürodinami adını verdiğimiz idrar kesesinin fonksiyonlarının değerlendirildiği testi yapmak gerekir. Bu test de mutlaka bu konuda uzmanlaşmış bir ürolog tarafından yapılmalıdır. İdrar kaçırmanın tedavisinde ise mesane eğitimi, fizik tedavi yöntemleri (kasık adalelerinin güçlendirilmesi), ilaç tedavileri, elektrikle uyarma (stimulasyon), menopozdaki kadınlarda hormon tedavisi ve cerrahi yöntemler olmak üzere çeşitli tedavi alternatifleri bulunmaktadır.

İdrar kaçırma sorunu çok önemli bir sosyal problem olup, günümüz modern tedavileri ile başarılı olarak ortadan kaldırılmaktadır.'

OBEZİTE

Beslenme ve Diyet Uzmanı Zehra Akören, kilo problemi olan kadınların, çeşitli  diyet programları   uygulamalarının  yanlış olduğunu vurguluyor: 'Zayıflama diyeti diye bir Diyet yoktur. Diyetler; hastalar ve  hastalıklar için vardır. Diyet negatif bir kelimedir etkisi olumsuzdur. Kilo problemi; hayatımızı düzene sokmakla, stres yönetimi ile düşüncelerimizi yapılandırmakla, SAĞLIKLI BESLENME -Egzersiz ile çözülür. Kişiler iç salgı bezlerinin (Tiroid, böbrek üstü bezleri, kadın doğum hormonları, leptin seviyesi vb...) sağlıklı çalıştığından ve gıda alerjilerinin olup olmadığından mutlaka emin olmalıdır'

KALP HASTALIKLARI

Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Değertekin, kadınlarda kalp krizi görülme sıklığının sanılanın aksine erkeklerden az olmadığını belirterek kadınlara önerilerde bulunuyor:
'Özellikle 60 yaşından sonra kadınlar erkeklerle eşit duruma gelmektedirler. Bunun yanında kadınlarda olumsuzluk hastalığın tanınması ve tedaviye yanıtta da devam etmektedir. Araştırmalar, ilk kalp krizini izleyen 1 ay içinde ölüm riskinin, 6 ay içinde de ölüm riski ve yeniden hastaneye yatma gereksiniminin erkeklere göre kadınlarda daha yüksek olduğunu göstermektedir. İlk kalp krizinden sonra kadınlarda ölüm riskinin erkeklere göre %70 daha fazla olduğu saptanmıştır. Kadın hastalara sigara içmemelerini, yağlı yiyeceklerden ve dolayısıyla obeziteden kaçınmalarını, yüksek tansiyonlarını takip ettirip gerekiyorsa düzenli ilaç kullanmalarını, düzenli beslenmelerini ve haftada en az 3 kez 45 dakika düzenli spor aktivitelerinde bulunmalarını, stres ve depresyondan kaçınmalarını tavsiye ediyoruz.'

3 Mart 2014 Pazartesi

Farklı vücut şekillerine uygun giyimler

Vücut şeklinize en uygun giysilerin hangileri olduğunu biliyor musunuz?

İster toplu, ister hamile, ister minyon olun, size uygun bir stil mutlaka var. İşte farklı vücut şekillerine uygun giyim önerileri...

Kıvrımlı bir vücuda sahipseniz...        
Toplu kadınlar genellikle bol giysiler ve gösterişsiz renklerle vücutlarını saklamak eğilimindedir. Ancak bunun yerine üzerinize oturan, göğüs ve kalçalarınızı saran giysileri tercih etmekte fayda var. Vücudunuz kıvrımlıysa, sezonun trendleri tam size göre.

Özellikle de 50’lerin tarzındaki geniş etekler ve üzerinize oturan üstler. Vücudunuzun beğendiğiniz yanlarını öne çıkarmak için aksesusarlardan da yararlanabilirsiniz. Mesela dikkati ince belinize çekmek için, kontrast renklerde şık bir kemeri, gözden kaçmayacak parlak ayakkabılarla tamamlayabilirsiniz. Unutmayın, bol kesimli giysiler sizi daha da hımbıl gösterir. Üzerinize oturan tok kumaşlar daha şık durur.

Mutlaka bulunması gerekenler
*Poponuzu kaldırıp, bacaklarınızı uzun gösterecek size uygun yapılmış bir pantalon.
*Üzerinize oturan bir palto.
*Korse şeklindeki üstler. Belinizi de ortaya çıkarmada birebirdir.
*Rahat, yüksek topuklu bir ayakkabı, hem uzun gösterir, hem de yürürken salınmanızı sağlar.
*50’lerin seksi havasını yakalamak için V yaka ince bir kazak.
*Vücudunuza oturan ve düz inen bir etek.

Vücudunuz uzun ve inceyse...
Bu vücut tipine sahip kadınlar hemen her şeyi giyebilirler. Üstte taşınması zor pek çok trend, bu vücut tipinde harika durur. Bu nedenle maceracı olup, değişik kombinasyonları rahatlıkla deneyebilirsiniz. Mesela sezonun dar jeanleri, aşırı cafcaflı baskılar ve üste yapışan jarse elbiseleri tam size göre. Peki nelerden kaçınmanız gerekiyor? Eğer göğsünüz küçükse, düşük kesimli üstlerden uzak duruyorsunuz. Ayrıca baldır hizasında biten kısa paçalı pantalonlar ve dirseğin biraz altında biten kol boyuna da dikkar. Bunlar çok kısaymışsınız gibi bir etki yaratabilir.

Mutlaka bulunması gerekenler
*Dar pantalonlar. Bunları topuklular, ya da babetlerle giyin.
*İnce ve üzerinize yapışan uzun elbiseler.
*Uzun olan gövde boyunu daha kısa göstermek için yatay çizgili üstler.
*Yüksek topuklu çizmeler.
*Jean veya şık pantalonlarla giyebileceğiniz jarse üstler.
*Kemerli bir trençkot.

Minyonsanız...
Bu tip bir vücuda sahip olanlar için en önemli şey, giysilerinizin üzerinize oturmasıdır. Tek renk giyinmek ve koyu renkleri seçmek modern bir görünüm ve bütünlük sağlar. Minyonlara en çok kısa etekler yakışır. Bu nedenle bacakları ortaya çıkarmanın zamanı. Uygun çoraplar ve ayakkabılar boyunuzun da daha uzun görünmesini sağlar. Farklı renk ve tarzları birarada kullanmak dikkati böleceğinden, sade modeller, tepeden tırnağa tek bir renk kullanımı ihtiyacınız olan bütünlüğü sağlar.

Mutlaka bulunması gerekenler
*Diz üzeri etekler.
*Üzerinize oturan kazaklar.
*Pantalonlarla giymek üzere az topuklu botlar
*Üzerinize uygun boru paça pantalonlar. Daha uzun görünmenizi de sağlarlar.
*Diz hizasında biten paltolar
*İnce bantlı açık ayakkabılarla giyeceğeniz ince, diz üstü 20’li ve 30’lu yılları hatırlatan elbiseler.

Armut modeli...
Armut olarak tanımlanan vücut şekli, gerek Beyoncé, gerekse Jennifer Lopez sayesinde beğeni toplayan bir vücut tipi ve üstü ince ama basen ve poposu olan kadınları tarif etmekte kullanılıyor. Armut vücut şekline sahipseniz, kabarık eteklerden ziyade, üzerinize oturan ve düz inen etekleri tercih edin, özellikle çok yüksek topuklu çizme ve ayakkabılarla. Göğsünüzü ortaya çıkarmak için korse tipi üstler, oturuk ceketler veya önü açık bırakılmış bir bluzun içine giyeceğiniz balkonet tarzı sütyenler giyebilirsiniz. Evaze eteklerle boyundan bağlı elbiseler, yaz akşamları ve düğün gibi olaylar için yerinde bir seçim olacaktır. Ama fazla parıltılı kumaşlardan uzak durmakta fayda var, zira bunlara ışığı yansıtarak kıvrımlarınıza fazladan dikkat çeker.

Mutlaka bulunması gerekenler
*Boru paça pantalonlar harika durur ama bel kısmında esneme yapıp açılmamasına dikkat edin.
*Alt ve üst dengesini sağlamak için göğüslerinizi kaldıran balkonet tarzı sütyenler.
*Koyu renk bir etek ki bunu her şeyle giyebilirsiniz.
*Anvelop elbiseler. Her beden üst ve altlar için uygun.
*Gene geniş kalçalarla dar üstleri dengelemek için çizgili üstler.
*Sizi ince gösterecek ince çizgili bir takım.