26 Şubat 2014 Çarşamba

On Temel Güzellik İlkesi

Kremleri ve kozmetik ürünleri hangi sırayla uyguladığınız, bu ürünlerin niteliği kadar önemli olabilir. Bu yüzden bir dermatologa ve makyaj sanatçısına neyi ne zaman ve neden kullanmamız gerektiğini sorduk.

Cilt Bakımının Olmazsa Olmazları

Onarım özelliği olan aktif içerikli ürünleri koruma özelliği olan daha ağır ürünlerden önce uygulayın. Bu “aktif” içeriklerden bazıları antioksidan, alfa hidroksi asitler, peptidler, vitaminler ve pigment açıcılardır. Bunlar, cildin dış katmanına nüfuz edebilecek kadar küçük moleküller barındırır ve daha alt katmanlara geçerek cildi nemlendirir, parlatır, yumuşatır ve güçlendirir.

Dr. Ava Shamban, nemlendirici ve güneş kremleri gibi daha ağır ürünlerin bir sonraki aşamada sürümesi gerektiğini çünkü UV ışınlarını dışarıda, nemi ise içeride tutarak koruyucu bir işlev gördüğünü söylüyor. “Eğer güneş kremiyle antioksidan serumu üst üste sürmek gibi bir hata yaparsanız, hücreler halihazırda sıklaştırılmış olduğu için serum cildinize nüfuz etmeyecektir,” diyor Shamban.

Kozmetiğin Olmazsa Olmazları

Kozmetikleri doğru sırayla uygulamak, doğal bir görüntü elde etmenizi sağlar ve hata yapmanızı önleyerek makyaj yapmanızı kolaylaştırır. Müşterileri arasında Megan Fox ve Fergie de yer alan makyaj sanatçısı Tonya Crooks, “Makyaj yapmanın sırrı dokudadır, örneğin toz pudranın üstüne krem fondöten sürmemek gerekir,” diyor. Toz pudrayı krem allıktan önce sürmek, cildinizin lekeli gibi görünmesine yol açar çünkü allığı cilde yaymak zor olacaktır. Ruj, mutlaka dudak parlatıcısından önce sürülmelidir, böylelikle istediğiniz parlaklığı elde edebilirsiniz.

On Temel Güzellik İlkesi

Burada adı geçen ürünlerin hepsi olsa olsa bir moda defilesinde kullanılabilir ama yine de ihtiyaç duyulabileceğini düşünerek sabah temizliğinizden sonra uygulayacağınız doğru sıralamayı belirtmeyi uygun bulduk.

1. Cildinizi canlandırmak için nemlendirici buğu ya da akne veya sivilceler için jel kullanıyorsanız ilk önce onları uygulayın. Buğu, ölü cilt hücrelerinin üst katmanını (keratinli tabaka) yumuşatır ve suda çözünen ürünlerin cildin daha alt katmanlarına nüfuz etmesine yardımcı olur.

2. İkinci sırada suda çözünen jel ile serumlardaki aktif içerikler var. Bunların arasında antioksidan serumlar, peptidler, C ve E vitaminleri ve pigment açıcılar yer alıyor.

3. Cildin kaybettiği suyu geri kazandıracak nemlendiriciler ile cildi yumuşatıcı kremler de üçüncü sırada uygulanmalı. Önemli bir nokta; nemlendirici daha önce sürülen malzemelerin etkisini yok eder.

4. Şimdi güneşten korunma ürünlerinin zamanı. Gözleriniz güneş kremlerinin içerdiği malzemelere karşı hassassa, tahriş etmeyecek biçimde formüle edilmiş olan bir göz kremi kullanın. UVA ve UVB ışınlarından korunmak için, yüzünüzün geri kalan bölümlerine ve boynunuza da geniş spektrumlu bir güneş kremi kullanın.

5. Güneş kreminin cildinize nüfuz etmesi için beş on dakika bekledikten sonra fondöten sürün. Eğer nemlendirici güneş kreminin şeffaflığını tercih ediyorsanız, fondöten yerine onu da sürebilirsiniz.

6. Fondötenin yapamadığını kapatıcı yapar. Kapatıcının göz altı halkaları ve kırmızı noktalar gibi kusurları örtmesinde ince telli bir makyaj fırçası oldukça işe yarar.

7. Bir sonraki aşamada ise yarı saydam pudra ile toz allık var. (Yüzünüzün nemli görünmesi hoşunuza gidiyorsa, pudra yerine krem allık kullanın). Bu aşamada yanaklara renk vermek, göz makyajınıza yüklenmenizi önler. “Makyajı solgun bir yüze yapıyorsanız, ölçüyü kolayca kaçırabilirsiniz,” diyor Crooks, “Sonra da allık sürdüğünüzde makyajınız gözünüze fazlasıyla abartılı gelebilir.”

8. Sekizinci sırada ise kaş kalemi, göz farı ve eyeliner var. Crooks, saç renginizden bir ton daha açık kaş kalemlerini tercih etmeniz gerektiğini söylüyor. Eğer kaşınız için kalem kullanıyorsanız, ucu yeterince sivriltilmiş ve sert olmalı, böylelikle kaşlarınızı belirginleştirebilirsiniz.

9. Bu aşamada maskara, daha önce uygulamış olduğunuz iyi işçiliğe gölge düşürmemek için oldukça dikkatlice uygulanmalı.

10. Dudak kalemi, parlatıcı ve ruj, sonuncu olmakla birlikte en önemli aşamalardan biri. Çatlamış ya da kuru dudaklar, krem ya da losyon yardımıyla nemlendirilmeli ve dolgunlaştırılmalı. Eğer dudak kalemi kullanıyorsanız, daha sonra onu sürün, arkasından da ruju ve en son olarak da dudak makyajınızı dudak parlatıcısıyla tamamlayabilirsiniz.

Vakıf Taşdelen 15 Litre Cam Damacana Artık Mutfaklarda

Hayatımızdaki önemi nedeniyle içeceğimiz suyu seçerken çok titiz davranıyoruz.

Bunun için de suyumuzun özellikle cam ambalajda olmasını tercih ediyoruz.



Uzun yıllardır bu hassasiyetle suyu bize cam şişelerde ulaştıran Vakıf Taşdelen’den beklenen yepyeni ürün işte karşınızda.

Vakıf Taşdelen 3 litrelik cam şişesinin yanısıra şimdi de 15 litre cam damacanada.

Tabii konu sağlık olduğu için Vakıf Taşdelen bu yeni ürününde bütün ayrıntıları da düşündü.

Vakıf Taşdelen 15 litre cam damacanayı sipariş ettiğinizde, BPA içermeyen sağlıklı pompanızı, cam boru seçeneğiyle tercih edebiliyorsunuz. Kısaca sağlıklı cam damacanayı, sağlıklı cam boru ile kullanabiliyorsunuz.

Cam damacanın diğer bir özelliği de plastik olmayan, özel sağlıklı kapağı…

Ayrıca Vakıf Taşdelen 15 litre cam damacanayı, gün ışığını kırarak suya olumsuz etkisiniz azaltan özel tasarım koruma ve taşıma kasası ile birlikte kullanabiliyorsunuz.

Siz de sevdikleriniz için Vakıf Taşdelen 15 litre cam damacanayı tercih edin,

hayatınızda sağlıklı suya yer açın.

Vakıf Taşdelen Facebook

Vakıf Taşdelen Twitter

Vakıf Taşdelen Web

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Yüzünüz Simetrik mi?

Aynanın karşısına geçin ve yüzünüze alıcı gözüyle bakın. Sağı ve solu birbiriyle aynı mı görünüyor yoksa bir tarafı daha mı şiş geldi gözünüze? 

Ağzınızı açıp kapayın ve bu sırada çenenizin simetrik açılıp açılmadığını gözleyin. Simetri kaybı, bazı fonksiyon kayıplarında ya da rahatsızlıklarda ağır ağır yüzünüze yerleşir. Dikkatli bir izleyici değilseniz farkına bile varmazsınız.

Ortodontist Dr Aylin Sezen Yalçın günlük yaşamımızda pek dikkat etmediğimiz ancak genel görünümümüze kalıcı etki yapacak Yüzde Asimetri konusuna dikkat çekti… Yalçın, tek taraflı çiğneme alışkanlığının yüzde asimetriye sebep olduğunu belirterek simetrinin yüz güzelliği ve sağlığı için önemini şu sözlerle anlattı:

"Günümüzde, yüz güzelliği, her yaşta birey için önemli. O sebeple 8 yaşından 80 yaşına kadar dişlerimizin sağlığı, cildimizin sağlığı ile ilgileniyoruz. Dişlerin sağlıklı olmasının yanında güzel bir gülümseme, kişinin kendine güvenini arttıran, sosyal hayatını kolaylaştıran bir etkendir. Simetri, özellikle yüz güzelliği söz konusu olduğunda daha önemli bir konu haline gelir. Dış dünya ile iletişimimiz olan yüzümüzün tam ahengi ancak tam bir simetri söz konusu olduğunda sağlanabilir. Biz diş hekimleri olarak bir kişiyi muayene ederken öncelikle yüzündeki bazı noktaların ve dişlerinin simetrisini değerlendiririz. Kişisel kanım, yüz yumuşak ve sert dokularında simetri sağlanmadıkça, ideal bir gülümseme ve yüz estetiği sağlanamaz."

Tek Taraflı Çiğneme Asimetri Sebebi

Simetri bozukluğunun, genetik, doğumsal, travmatik sebeplerle oluşabileceğini belirten Ortodontist Dr Aylin Sezen Yalçın, yüzümüzde asimetriye sebep olabileceğinden habersiz olduğumuz ve en sıklıkla rastlanan durumun, tek taraflı çiğneme alışkanlığı olduğunu söyledi. Yalçın, tek taraflı çiğneme sebeplerini şöyle sıraladı:

● Ağzın tek tarafında ağrılı, kanamalı iltihaplı bir dişin varlığı,
● Tek tarafta çekilmiş ve yerine protez yapılmamış dişsiz alanlar,
● Alışkanlıklar,
● Yüksek yapılmış yada doğru yapılmamış dolgu yada protezler..
● Çene eklemi rahatsızlıkları

Yalçın sözlerini şöyle sürdürdü:
"Her ne sebepten olursa olsun, çiğneme tek taraflı olarak yapılıyorsa o taraftaki çiğneme kasımızın hacminde arış olur. Zaman içinde artarak, diğer tarafla arasında belirgin farklılıklar oluşmaya başladığında farkedilebilir.Tıpta prensibimiz, sonucunu bildiğimiz durumların oluşmaması için önlem almaktır. Bu yüzden diş tedavilerimizin ve kontrollerimizin aksamaması, ilerde oluşabilecek daha ciddi sorunların önüne geçecektir… Sağlıkla gülümseyin."

Hamile kadın çok hassas olur

Hamilelik her kadının hayatında bir dönüm noktası. Hamile olduğunu öğrenen her kadın yeni bir döneme giriyor. Bu dönemde yaşanan fiziksel değişikliklerin yanında bir de psikolojik değişiklikler ekleniyor. Bütün duyguları aynı anda yaşayan anne adayı, kendine destek arıyor.

Bu dönemde tüm duyguların bir arada yaşanması son derece normaldir. Çünkü anne hem hamileliği hem de kendini keşfetmeye başlamıştır. Kendini farklı ve değişen bir bedende gözlemlerken, hamileliğin getirdiği fiziksel sorunları yaşarken, bir taraftan da bebekle ilgili aklında oluşan bir çok soruyla da baş etmeye çalışmaktadır. Bu durumda annenin yapması gereken tek şey; hamilelik durumunu kabullenip, tüm bu yaşanan duyguların bu döneme has olduğunu düşünmesidir. Ayrıca, bebeğin içerde kendisine bağlı yaşadığını hissetmeli, arkasına yaslanarak bunun keyfini çıkartmalıdır.

İnsanlar bilmedikleri konularda daha çok telaşlanır, acemilik çeker ve sorun yaşarlar.
Bu nedenle hamilelikte ilk adım yeterli bilgi edinme olmalıdır. Bilgiyi doğru kaynaktan almak kadar bilginin veriliş tarzı da önemlidir. Kontrolü kaybetmemek ve daha az sorun yaşamak için, mutlaka annenin rahat edeceği bir doktorla bu dönemi geçirmesi en iyi seçimdir. Çünkü anne adayı dokuz ay boyunca, fiziksel değişimin getirdiği rahatsızlıkların yanında, endişe, korku, telaş, kaygı ve huzursuzluğu da yaşamaktadır.

Doktor dışında, daha çok bilgi alabileceği kitaplardan, internetten ve hamilelik kurslarından da faydalanabilir. Böylece daha fazla bilginin verdiği güç ve bilinçlilikle daha az telaş ve acemilik yaşanacaktır. Anne adayı, hamilelikte yaşadığı psikolojik problemler haricinde, doğum konusundaki olumsuz düşüncelerini de bu şekilde aydınlığa kavuşturabilir.

Fiziksel olarak yaşanılan her türlü rahatsızlıklar ve problemler anneyi hamilelikten soğutmamalı, doğacak bebeğin mutluluğu ve bu problemlerin kısa süre sonra biteceği düşünülmelidir. Bebeğe iyi bir anne olup olamama kaygısı, iyi bir gelecek verememe korkusu, sağlıklı bir doğum gerçekleştirememe endişesi annenin aklını sürekli meşgul edecektir. Oysa bu düşünceleri uykularını kaçıracak kadar büyütmek yersizdir. Çünkü, doğum sonrasında bebeğini kucağına alan annenin düşünceleri tamamen değişecek, ona dokunmanın verdiği heyecanla bu endişeler silinecektir.

Anne adayının eşi ve ailesi ile olan ilişkisi de bu dönemde çok büyük rol oynamaktadır.
Dolayısıyla yeni anne korkularını, kaygılarını, sorunlarını özellikle eşi ile paylaşmalıdır. Anne ve baba, ebeveyn olma sorumluluklarını birlikte üzerlerine almalıdırlar. Eşinin bu desteği ile anne duygusal olarak beslenir ve kendine güven duyar hale gelir. Annenin sağlıklı psikolojik durumu, bebeği de olumlu yönde etkileyecektir. Eş desteğinin yanında aile ve arkadaş desteği de önemlidir. Bazı problemleri eş yerine, bir anne ya da hamilelik konusunda deneyimli bir arkadaş yardımı ile çözmek daha kolay olabilmektedir.

Sağlıklı çocuk yetiştirmek hamilelik döneminde başlayan bir süreçtir. Anne adayı kendi duygularını doğru tanıdıkça, bebeğine daha sağlıklı bir anne modeli oluşturacaktır. Eğer duygularını tanımaktan kaçınır, onları görmezden gelirse, destek almaz ise gerginlik ve stres dolu bir dönem yaşanması ve bunun bebeği de etkilemesi kaçınılmaz olacaktır.

Anne tüm bu duyguları yaşarken biraz daha sakinleşmek için, basit bir spor ya da bir hobi ile uğraşabilir. Bunlar; yüzme, yürüyüş, resim yapma, boncuklarla uğraşma, dikiş dikme, yeni yemek tarifleri deneme gibi uğraşlar olabilir. Eğer çalışıyorsa ve sağlıklı bir hamilelik geçiriyorsa iş yerine doktor kontrolünde devam edebilir. Bu şekilde kendini meşgul ederek, hamilelik endişeleri ile daha az yüz yüze gelecek ve daha az kaygı duyacaktır. Önemli olan dokuz ay süresince, stresten uzak, sakin ve huzurlu günler yaşamaktır.

Hamile olmasalar bile kadınların bakımlı olma çabaları onları rahatlatmakta ve psikolojilerini olumlu yönde etkilemektedir.

Dolayısıyla, anne adayları kendilerini daha iyi hissetmeleri açısından; el-ayak bakımı, saç şekillerinde değişiklik, bir kaç giysi ve aksesuvar alışverişi, farklı renkte makyaj malzemeleri ile kendilerini olumlu yönde motive edebilirler. Bu konuda dikkat edilmesi gereken konu, yapılan bakım uygulamalarının hijyen ve sağlıklı ürünler çerçevesinde olmasıdır. Bunların haricinde; düzenli uyuma, dengeli beslenme, arada ılık duş alma ve masaj yaptırma gibi şeyler de hamilelik dönemini rahat geçirmek için gözardı edilmemelidir.

Özetle, bilinmesi gereken tek şey; hamile bir kadının çok hassas olduğudur. Üzerinde durulmaması gereken çok basit bir konuyu büyütebilir, küçük bir olayda saatlerce gözyaşı dökebilir, olmadık şeylere sinirlenebilirler. Hamile anne bunun her ne kadar farkında olsa da, kendini tutamadığı da ayrı bir gerçektir. Unutulmamalıdır ki; hamilelik, doğum ve arkasından gelen annelik, her kadının yaşamak isteyeceği ve bilinçli bir şekilde yaklaşılırsa, büyük mutlulukları beraberinde getiren, kadınlara verilmiş en güzel armağandır.

24 Şubat 2014 Pazartesi

Göz kalemi ile yapabileceğiniz 25 taktik

Bir göz kalemi ile neler yapabileceğinizi hiç düşündünüz mü? İşte size 25 süper taktik…

1- Kaşlarının daha kalın ve belirgin görünmesini istiyorsan, göz kalemini kaş kalemi olarak kullanabilirsin.

2- Koyu renk farın mı bitmiş? Siyah, gri ya da kahverengi kalemlerin ile göz kapağını boya ve bir pamuk yardımıyla dağıt.

3- Geçici dövme yapmak için göz kalemini kullanabilirsin. Tek yapman gereken istediğin şekli çizmek! Üstelik beğenmezsen yıkayarak kolayca çıkartabilirsin.

4- Not almak için kalem bulamadın mı? Göz kalemin bu iş için birebir!

5- Kedi gözlere sahip olmak için çektiğin kalemi göz bitiminden şakaklarına doğru uzatman yeterli!

6- 60’ların modasına uymak istersen, kaleminle yanağına bir ben kondurabilirsin!

7- Göz kalemi erkeklere de çok yakışıyor! Johnny Depp bunun en büyük kanıtı! Sen de erkek arkadaşının gözlerine sürmeyi dene:)

8- Uzun saçların seni bunalttı ve yanında toka yok… Saçlarını dolayıp topuz gibi yap ve kalemini saçlarının ortasına batırarak toka olarak kullan!

9- Japonlar gibi çekik gözlere sahip olmak istiyorsan, göz kalemini üst ve alt kirpiklerinin ortasından başlayarak göz bitimine kadar kalem çek!

10- Resim yaparken fonu renklendirmek için göz kalemini kullanabilirsin! Kalemi yatay olarak tutup kağıdı boya ve sonra da parmağınla dağıt!

11- Okuldaki tiyatro gösterilerine hazırlanmak için göz kaleminden faydalanabilirsin. Kedi bıyığı yapmak, göz altında morluklar oluşturmak için siyah bir göz kalemi yeterli.

12- Eğer beyaz tenliysen, kahverengi göz kalemi çekerek yüz hatlarını yumuşatabilirsin!

13- Gözlerin büyükse, iç kısımlarına kalem çekerek onları daha küçük gösterebilirsin.

14- Gözlerini daha büyük göstermek istiyorsan, alt ve üst çevresine kalem çekmen yeterli!

15- Gözlerin aşağı doğruysa, kirpik diplerine düz şekilde kalem çekerek hoş bir görüntü elde edebilirsin.

16- Gözlerinin çekik görünmesini istiyorsan, göz pınarından başlayıp gözün bitiş çizgisine kadar kalem çekmelisin.

17- Gözlerinin iç ve dış kısmına kalem çekmen, bakışlarının daha da anlamlı olmasını sağlar.

18- Göz kalemini çektikten sonra bir kulak çubuğu ile çizgiyi dağıtmayı dene. Böylece Cansu Dere’ninki gibi buğulu bakışlara sahip olabilirsin.

19- Alt göz kapağına beyaz kalem çekersen, gözlerinin daha parlak görünmesini sağlayabilirsin.

20- Gözlerin birbirinden uzaksa, göz ortasından göz pınarına kadar alt ve üst kısmına kalem çekmelisin.

21- Gözlerin birbirine yakınsa, ortasından göz sonuna kadar alt ve üst kısmına kalem sürmelisin.

22- Kaşlarını daha uzun göstermek istiyorsan, uygun renkli bir göz kalemi ile kaş çizgini uzatabilirsin.

23- Renkli gözlüysen, renkli göz kalemleri kullanmayı denemelisin. Mavi ve yeşil tonlarındaki kalemler bakışlarını yumuşatır.

24- Sadece üst kirpik diplerine kalem sürmen, gözlerinin daha kalkık görünmesini sağlar.

25- Düz renk bir tişörtünün üzerine istediğin deseni çizip geçici bir süreliğine yeni bir tişörte kavuşabilirsin.

22 Şubat 2014 Cumartesi

Arapça Türkçe, İngilizce Türkçe ve Döviz Kuru Çeviricileri

En çok rağbet gören çeviri programlarının başında ingilizce gelmektedir. Bunun sebebi sorgulandığında bir çok sebep bulunabilir. Bunların en başında İngilizce nin dünya dili olması, Amerikanın askeri, ekonomik ve siyasi yönden çok güçlü olması gelmektedir. Bu yüzden hemen hemen her ülkenin yabancı dil politikası başlıca İngilizce dilini öğretmeyi hedeflemektedir. Bu durum ülkemizde de aynıdır ve İngilizce Türkçe çevirici çok önemli bir rol sahiptir. Bunun yanında son yıllarda atak yapan bir de Arapça Türkçe çevirici programlar vardır. Bunlar Arap ülkelerinin örneğin Dubai nin, Kuveyt in, Katar ın gelişmesi ile ortaya çıkmıştır. Bu ülkelerle ticaret yapabilmek için ayrıca döviz kuru çevirici programları kullanılmaktadır. Böylece dolar ve riyal tl ye çevrilebilir.

Eskisi kadar önemli olmasa da Arapça Türkçe çevirici programlar gün geçtikçe değerlenmektedir. Fakat İngilizce Türkçe çevirici programlar her zaman değerini koruyacak gibi gözükmektedir. Yabancı ülkeler ile ticaret yaparken olmazsa olmazlardan birsi olan döviz kuru çevirici programları da yıllarca mecburen kullanılacaktır.

*Advertorial

Kırışıklıklar İçin Estetiğe Gerek Yok!

Uzmanlar yaşlanmanın altında yatan nedenleri bulma arayışlarında, cildin yaşlanmasının temel ilacının hücre yenilenmesi olduğunu buldular. Hücre yenilenmesinin temel maddesi ise protein. 

Hücrelerimizin yapıtaşları aminoasitlerden oluşmaktadır. Protein sindirilirken amino asitlere parçalanarak hücrelerin kendilerini yenilemelerinde kullanılır. Yeterince protein alınmazsa vücudumuzun yaşlanma süreci hızlanır.

Bu basit gerçek, beslenmeye bakışınızı gelecek öğünden başlayarak değiştirebilir.En iyi protein seçenekleriTam yağlı süt ve süt ürünlerinde ve kırmızı ette (sığır, kuzu, dana dahil) blo miktarda asit bulunmaktadır, dolayısıyla sınırlı porsiyonlarda tüketilmelidir. Onun yerine, balık, yumurtanın beyazı, derisi soyulmuş tavuk ve hindi göğsü tercih edilmelidir.Size balık yeterGenç kalmanızı sağlayabilecek besinler arasında ilk sırayı balık alır. Her türden balık doymuşluk oranı düşük yağla yüksek kalitede ve kolayca sindirilen proteinlerin kaynağıdır. Balığı öteki protein kaynaklarından ayıran şey içinde bulunan yağ türü ve yağ asidi miktarıdır.

·Deniz ürünleri besin açısından yoğundur. Dolayısıyla yüksek miktarda protein ve önemli oranlarda vitamin ve mineral içerir. Doymuş yağ ve kalori oranları da yüksek değildir.

·Deniz ürünleri temel aminoasitlerin tümünü sunan mükemmel bir protein kaynağıdır. Deniz ürünlerinde bulunan protein kolayca sindirilir. Bu açıdan her yaştan insan için mükemmel bir besin kaynağı oluşturur.

·Deniz ürünleri iyi bir B vitamini kaynağıdır. Sağlıklı gelişim ve büyüme için gereken kalsiyum, magnezyum, potasyum, fosfor, kükürt, florin, selenyum, bakır, çinko, iyot gibi temel mineralleri sağlar.·Çoğu deniz ürünündeki kolesterol seviyesi yüksek değildir. Balıktaki kolesterol oranı genellikle düşük olsa da kabuklu deniz hayvanlarında bu oran yükselebilir. Ancak kolesterol seviyesi yüksek olan kalamar gibi besilerde bile bu oran yumurtadakinden düşüktür.

·Deniz ürünlerinde çok az miktarda yağ bulunur. Bunlar da 'iyi yağlar'dır. Deniz ürünlerindeki doymuş yağ oranı da diğerleriyle karşılaştırıldığında çok daha azdır.Yemeklerinizde kırmızı et yerine balığa yer vermekle toplam yağ ve doymuş yağ alımınızı kayda değer ölçüde azaltabilirsiniz.

Harika bir cilt için kanıtlanmış 11 ipucu

Yıllara meydan okuyan taze ve canlı bir cilde sahip olmak için bilmeniz gerekenleri araştırdık. Sizce de kendinizi şımartmanın zamanı gelmedi mi? İşte kanıtlanmış 11 öneri.

Cildinizi bir tabloyu saklar gibi muhafaza etmek kolay bir iş değil. Kırışıklıklar, güneşin zararlı ışınları, kuruluk, tahriş ve istenmeyen tüylere karşı sürekli savaşmalısınız. İyi haber hayat boyunca 1000 kere yeni cilt katmanı üretiyor olmanız. Böylece cildinizin pürüzsüz ve parlak olabilmesi için elinize birçok şans geçmiş oluyor.

Size yardımcı olmak için yapılan son araştırmaları inceledik, birçok dermatoloji uzmanı ile görüştük. Sonuç olarak ortaya 11 mükemmel ipucu çıktı:

1) BOŞVER GİTSİN

Eğer kullandığınız bakım ürünleri cildinize iyi gelmiyorsa boş yere para harcıyorsunuz demektir. "Bir ürünün aktif bileşenlerinin yararlarına kendini hapsederek o nemlendiricinin peşinden koşma" diyor Amerikan Kozmetik Dermatoloji ve Estetik Cerrahi Uzmanları Birliği Başkanı Ranella Hirsch. Yumuşak ve esnek bir cilt için, hiyaluronik asit veya gliserin içeren losyon kullanmalısınız.

2) KIRMIZIDAN YANA OL

Yakın zamanda İngilizler tarafından yapılan bir araştırmaya göre, günde beş çorba kaşığı domates püresi yiyen denekler, yemeyenlere oranla daha hafif güneş yanıklarına maruz kaldı. Araştırmacılara göre domateste bulunan doğal ve güçlü bir antioksidan olan likopen, kalkan görevi yaparak bizi güneşten koruyor (ipucu: Domatesleri pişirmek vücut tarafından besleyici maddelerin daha kolay emilmesini sağlar). Favori domatesli yemeğinizden yemeniz için güzel bir neden daha sunuyoruz ancak bu, SPF korumalı kreminizi bırakabileceğiniz anlamına gelmiyor.

3) SAKİNLEŞTİRİCİ HAP AL

Daha fazla endişelenmeniz anlamına gelmiyor ancak stres gerçekten cilt rengini bozabiliyor. İngiltere'deki Manchester Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, denekleri, birçoğumuz için yapılması çok zor olan bir stres testine tabi tutmuş: Seyirci önünde konuşma yapmak. Konuşma öncesinde ve sonrasında, katılımcıların kalçalarından deri örnekleri alınmış ve hücresel faaliyetler karşılaştırılmış. Gergin ciltteki bağışıklık sistemi düzenleyici hücrelerde, yüzde 16,4 oranında düşüş saptanmış. Diğer bir araştırmada ise stresin akneleri kötüleştirdiği kanıtlandı. Eğer çok baskı altında hissediyorsanız, cildinize daha çok özen göstermelisiniz.

4) KIZARTMALARI UNUT

Bir grup araştırmacı, 12 hafta boyunca akneli cilde sahip 23 kişiyi yüksek protein-düşük glisemik indeks diyetine tabi tuttu. Sonucu tahmin edin bakalım. Ciltlerindeki akne sorunu çok daha iyiye gitti. Deneklerin yüzde 22'sinde daha az lekelenme görüldü. Yüksek-karbonhidrat diyeti uygulayanlarda ise bu oran yüzde 14'te kaldı (Bonus: Düşük-karbonhidrat diyeti uygulayanların hepsi kilo verdi!). Araştırmacılar kilo kaybının mı yoksa diyetsel değişikliğin mi buna yardımcı olduğunu kesin söyleyemese de, görünen o ki beslenme, cilt yapısında çok önemli bir rol oynuyor. Yağsız proteinden bol bol tüketirken, yüksek glisemik indeksli besinleri azaltın (örneğin nişastalı kızartmalar ve şekerlemeler).

5) DUŞ EN YAKIN ARKADAŞIN OLSUN

"Terlediğimiz zaman vücut daha fazla sebum (yağlı gözenek-tıkayıcı salgı) üretir", diyor Dermatoloji Uzmanı Audrey Kunin. Öğle vakti yapılan bir antrenmandan sonra sakın duştan kaçmaya çalışmayın. Bakteriler ter ve yağdan beslenmeye bayılır. Eğer duş almazsanız onlara eşsiz bir ziyafet sunmuş olursunuz. Terlemeye neden olan her etkinlikten sonra kendinizi soğuk su ve yağ temizleyici glikolik ya da salisilik asit içeren bir duş jeline teslim edin. Biz Fa'nın "White Tea and Bamboo" duş jelini öneriyoruz.

6) BOŞA PARA HARCAMA

Mükemmel Cildin Yeni Bilimi kitabının yazarı Fotobiyoloji Uzmanı Daniel B.Yarosh'a göre: "Süslü püslü bileşenlerden oluşan pahalı yüz temizleyicilerine servet harcamaya gerek yok. Onlar bir dakikadan daha az süre cildinde kalıyor ve bu kadar kısa süre içinde doğru düzgün çalışmaları mümkün değil." Bazı fiyatı yüksek temizleyiciler, cilt yüzeyinde tahrişe neden olabiliyor. İşe ucuz yüz temizleyicilerini deneyerek başlayın. Her ikisinin de kir, yağ ve ölü deri hücrelerini cildin doğal yağ dengesini bozmadan temizlediğini göreceksiniz.

7) DUDAKLARINI KORU

UV ışınlarına karşı koruyucu içeren dudak kreminden bahsediyoruz, koyu kırmızı ve yapış yapış dudak parlatıcısından değil. Dudaklar, göz çevresi ve göğsün üst bölümü gibi vücuttaki en ince deri tabakasına sahiptir. Dolayısıyla ekstra korumaya ihtiyaç duyar. Amerikan Dermatolojik Cerrahi Birliği'nin yaptığı bir araştırmada katılımcıların sadece yüzde 47'sinin UV koruyucu içeren dudak kremi kullandığını saptamış. Bu kötü haber çünkü Teksas Üniversitesi Güneybatı Tıp Merkezi Dermatoloji uzmanlarından Erin Welch'e göre dudaklardan kaynaklanan cilt kanseri tipi yayılma riski en yüksek olanı. Blistex gibi UV koruyucu içeren bir dudak kremi kullanarak dudaklarınızı korumalısınız.

8) ÇITIRDAT

Organik ürünler satan bir markete giderek alışveriş sepetini araştırmalarla cildi koruyup yeniden yapılandırdığı kanıtlanmış meyve ve sebzelerle doldurabilirsiniz. Her gün A ve C vitaminleri (her ikisi de antioksidan özelliği taşır) içeren yiyecekleri tüketmeye çalışın. Özellikle seçmenizi tavsiye ettiklerimiz: Lifli yeşillikler, turunçgiller (özellikle portakal), böğürtlen, çilek, dolmalık renkli biberler.

9) ŞİMDİDEN YAŞLANMA KARŞITI ÜRÜN KULLAN!

İlk kaz ayaklarının göz çevresinde oluşmasını beklemeden küçük bir tüp yaşlanma karşıtı bakım ürünü edinin. "Hamile ve emziren kadınlar hariç, 20'li yaşlarındaki hemen hemen her kadın lokal olarak retinoid kullanıyor olmalı" diyor New York'taki Mount Sinai Tıp Okulu Dermatoloji Uzmanı Doçent Francesca Fusco. Nedenini ise söyle anlatıyor: Retinoidler, A vitamini içeren bileşenler, cildi güneşin zararlarından korur ve yaşlanma belirtilerini önler. Hirsch'e göre "Bunlar cilt yenilenmesini, cansız gözenek tıkayıcı hücrelerin dökülmesini sağlayarak hızlandırıyor ve kırışıklıkları önlemek için kolajen yapımını arttırıyor". Doktorunuzdan retinoid içeren bir ürün vermesini isteyin ya da reçetesiz satılan Roc Retinol Actif Pure Kırışık Önleyici, Nemlendirici Gece Bakım ürününü deneyebilirsiniz.

10) SOYA SÜTÜ İÇ

Kırışıklıklardan şikâyetçiyseniz, süt başınıza daha fazla bela açabilir. Yapılan üç büyük araştırma sonuçlarına göre fazla süt tüketen ergenlik çağındaki gençlerin akne problemlerinin arttığı saptanmış. İnek sütünde doğal olarak üreyen hormonların suçlu olabileceğini söyleyen araştırmacılar, 20'li ve 30'lu yaşlardaki kadınların da aynı şekilde bu hormonlara duyarlı olduklarını sözlerine ekliyor.
"Eğer süt içmeyi çok seviyorsanız ve sivilce probleminiz varsa sütü azaltmanın faydasını görürsünüz" diyor bu konudaki araştırmaların öncülüğünü yapan Onkoloji Uzmanı Clement Adebamowo. Sözlerine şu cümleyi ekliyor: "Soya sütü gibi alternatif süt çeşitlerini tüketin."

11) TÜYLERLE SAVAŞ

Tüylerden acısız kurtulma vaatleri internette dolasan para tuzağı e-postalar ne kadar mantıklı geliyorsa, o kadar inandırıcı olabiliyor. Ancak yapılan araştırmalara göre Eflornitin hidroklorid, reçete ile satılan Vaniqa adıyla satışa sunulmuş kremin, çene ve üst dudak bölgesindeki tüyleri yüzde 60 oranında azalttığı kanıtlanmış. Farklı iki araştırmada ise lazer yöntemiyle beraber uygulandığında tek başına kullanımına oranla daha etkili olduğu kanıtlanmış.

Zarif bir gelin olmak artık hayal değil

Yaz mevsimiyle birlikte düğün sezonu da açılıyor. Gelin adayları, son fazla kilolarını verme telaşında. 

Superplast Estetik Cerrahi Merkezi’nden Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hüseyin Güner, yaz aylarıyla birlikte çok sayıda gelin adayının da merkezlerine başvurduğunu belirtiyor. Diyet ve egzersizin özellikle bölgesel yağlanmalarda istenen sonuca ulaşmada yetersiz kalabildiğine dikkat çeken Güner, gelin adaylarının en çok daha ince kollara ve daha ince ayak bileklerine kavuşmak için yardım istediğini söylüyor.

Hüseyin Güner, fazla yağlarından hızlı, zahmetsiz ve etkin şekilde kurtulmak isteyenlere ‘SlimLipo’ lazerle yağ aldırma yöntemini öneriyor. FDA onaylı SlimLipo, özellikle ABD’de yaygın olarak kullanılan ve başarılı sonuçları nedeniyle sıkça tercih edilen bir yöntem. Türkiye’de ise Superplast Estetik Cerrahi Merkezi’nde uygulama gerçekleştiriliyor. İşlemin liposuction’a karşı üstünlük sağlayan en önemli özelliği, uygulamasının oldukça basit olması ve cerrahi işlem sınıfına girmemesi. SlimLipo aynı zamanda cildi geren ayrı bir lazer başlığına sahip. Cilt bu lazerle içeriden geriliyor. Kısacası, SlimLipo bölgesel yağları gidermenin yanı sıra, uygulandığı bölgede sıkılaşma da sağlıyor.

Düğünden en az 3 hafta önce uygulama gerçekleştirilmiş olmalı
SlimLipo uygulaması, özellikle birkaç bölgesinde az veya ortalama düzeyde yağ birikimi olanlar için ideal. Gelin adayları özellikle kollarının ve ayak bileklerinin daha ince olması için bu uygulamayı tercih ederken; karın, üst karın bölgesi, kalça gibi geniş alanların yanı sıra yüz, gıdı, boyun, sırt, gibi bölgelere de uygulama gerçekleştirilebiliyor. Güner, kollar ve ayak bileklerine uygulama yaptırmak isteyen gelin adaylarına düğün tarihinden en az üç hafta önce işlemi gerçekleştirmelerini öneriyor.

Superplast Estetik Cerrahi Merkezi’nden Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hüseyin Güner, SlimLipo uygulamasının hakkında şunları söylüyor: “Bu işlemde saç telinden biraz daha kalın bir kanülle uygulama yapılacak bölgeye giriliyor. Kanülden çıkan lazer ışığı sadece yağ hücrelerini hedef alıyor. Lazer ışığı ile doğrudan yağ hücresi zarının patlatılması prensibine dayanan metot, doku ve damarlara ise hiçbir zarar vermiyor. Yağ hücrelerinin içeriği hücreler arası alana akıyor. Eriyen yağlar düşük basınçlı bir vakumla emiliyor. Bu işlem deneyimli estetik ve plastik cerrahlar tarafından uygun hastalara yapılıyorsa, çok güvenilirdir ve çok başarılı sonuçlar vermektedir. Doğuştan şanslı bir anatomiye sahip değilseniz bile, vücudunuzu yeniden şekillendirmeniz mümkün.”

Kanama, iz, sarkma yok, iyileşme süresi çok kısa
SlimLipo’nun uygulama yapılan bölgede bir diğer etkisi de ciltte belirgin bir toparlanma ve sıkılaşma sağlaması. Bu yüzden bu işlemle yüz bölgesinde bile çok iyi sonuçlar alınıyor. Yağ alma işleminin hemen ardından, lazer başlığı değiştirilerek deri altı müdahale ile cilt yüzeyin kalıcı olarak toparlanıp sıkılaşması sağlanıyor. Böylece uygulama yapılan alanın sönmüş bir balon gibi durması riski ortadan kaldırılıyor.

Hasta işlem sonrası hemen eve dönebiliyor. İşlem ameliyat olarak kabul edilmediği için ameliyat risklerini de taşımıyor ve lokal anestezi altında gerçekleştiriliyor.

Ya yine kilo alırsam?
Yapılan işlemle yağ hücreleri yok edildiği için aynı fazlalıkların geri gelmesi gibi bir durum söz konusu değil. Yani örneğin, kollarınız ve ayak bilekleriniz orantısız bir şekilde kalın ise ve bu bölgeleriniz işlem sonrası küçüldüyse, tekrar kalın kollu ve kalın bilekli bir kişi olma ihtimaliniz düşük. Kilo almanız durumunda bile yeni aldığınız kiloların dağılımı büyük ihtimalle çok daha orantılı olacak. Bu bir kilo verdirme değil, şekillendirme yöntemi.

İstanbul Beylikdüzü Satılık Kelepir ve Lüks Daireler


Günümüz teknolojisini kullanarak, artık elimizin altında olan birçok sektörden biri olan emlak sektörü bizlere faydalı olmaya devam ediyor. Bu konuda kendilerini geliştiren birçok platform, bilgisayar ve internet kullanıcılarını bekliyor. Satılık daire Beylikdüzü İstanbul ya da satılık kelepir daire Beylikdüzü kriterleri de yine Beylikdüzü’nde güzel bir ev arayışında olanların ihtiyaçlarına cevap verebilecek türden. Aynı şekilde yine satılık lüks daire Beylikdüzü özelliklerinde ki evler de geniş çaplı bir arama yapabileceğiniz bağlantılarımızdan.

İstanbul ilimiz sürekli gelişmekte olan turistik, ticari ve iktisadi yapısıyla sizlere güzel imkânlar sunuyor. Satılık daire Beylikdüzü İstanbul bu fırsatlardan yararlanmak isteyenler için kaçırılmayacak fırsatlar içeriyor.

Satılık ev bakıyorsanız, İstanbul’un güzel bölgesinden Beylikdüzü’nde huzurlu bir eve sahip olmak istiyorsanız ise tek yapmanız gereken satılık kelepir daire Beylikdüzü ve satılık lüks daire Beylikdüzü platformlarımızı incelemek. Bilgisayar ve internetinizi bu yönde kullandıkça göreceksiniz ki hayatınızı kolaylaştırmak, zamanınızdan tasarruf yapmak aslında çok kolay ve sadece bir tık uzağınızda.

* Advertorial

20 Şubat 2014 Perşembe

İstediğiniz sonuca ulaşmak için öneriler

Sevgilinizin aklını başından almak, düşündüğünüz kadar zor değil. Yapmanız gereken tek şey, sizden ne istediklerini bilmek…

Erkekler seks yapabildikleri her anı sonuna kadar değerlendirmek ister ama rutine beklenmedik bir hareket getirdiğinizde akılları başlarından gider. Üstelik bunun için çok da çılgın şeyler yapmanıza gerek yok. İstediğiniz sonuca ulaşmak için aşağıdaki kurnaz önerilerimizden birini mutlaka deneyin.

Rahatlamadan önce canlanın
Ofiste geçen uzun bir günden veya sporda geçirdiğiniz yorucu saatlerden sonra tek isteğiniz eve gidip duş yapmak değil midir? Deneyimlerimizden biliyoruz ki, bu 15 dakika ile sonsuzluk arasında değişebilir. Teninizin duştan sonraki kokusu sevgilinizin hoşuna gitse de, üzerinize atlamak için zaman kaybetmek İstemez.

27 yaşındaki Taygun "Bir hafta sonu kız arkadaşımla gün boyunca bisiklete binmiştik. Eve geldiğimizde bitmiş bir haldeydik, hemen duşa gireceğini düşünürken beni yatak odasına sürükledi. Kesinlikle süperdi" diye anlatıyor.

Onun ateşli alarmı olun
Her erkek, bir kadın tarafından heyecanlı bir şekilde uyandırılmak ister. Bunun, sadece yaramazlık tarafı değil, yararlı tarafı onların ilgisini çeker. Zaten tetikte bekliyorlardır ama yine de bir sürprizin hiç de fena olmayacağını düşünürler. Cahit kendi deneyimini şöyle anlatıyor: "Kız arkadaşımın şimdiye kadar yaptığı en harika şey, bir pazar sabahı aşağılara doğru harekete geçmesiydi. Yarı yarıya uyanık olduğumdan başta olayın gerçek olup olmadığını kavrayamadım. Ama sonra, rüyalarımdan bile daha güzel bir deneyim yaşadığımı fark ettim."

Elbiselerinizin hepsini çıkarmayın
Erkeklere göre çıplaklık harika bir şey. Ama bazen seks esnasında üstünüzdeki bir parçayı çıkarmamak, onunla sevişmek için bir saniye bile bekleyemediğinizi gösterir. 27 yaşındaki Ali "Kız arkadaşım genelde beklenmedik sevişmelerden hoşlanır. O yüzden üstünden bazı şeyleri çıkarmadığı olur ve buna bayılırım" diye anlatıyor.

Işıkları söndürmeyin
Erkeklerin sevişme esnasında neden ışıkların açık olduğundan hoşlandığını Ercan'dan dinleyin: "Tutucu olduğunu düşündüğüm bir kız ışıkları söndürmememi söylemişti. Vücudunu net bir şekilde görmek çok hoşuma gitmişti. Ne yapacak diye meraklanmıştım" diyor. Kadınların çoğu sevişme sırasında vücutlarını göstermekten hoşlanmaz. Erkekler bunun aksi bir durumla karşılaştıklarında çok şaşırırlar. Bu ayrıca kendi çıplaklıklarının da sizin hoşunuza gittiğini düşünmelerini sağlar.

18 Şubat 2014 Salı

Ekmek kesinlikle şişmanlatmıyor!

Ama neyle yediğinize bağlı..

Halk arasında şişmanlattığı söylenen ve rejim yapılırken ilk olarak azaltılan ekmek, diyetisyenler tarafından yenmesi gerektiği söyleniyor.

Çorum Devlet Hastanesi Diyetisyen Hekim Serpil Ovalı, ekmeğin tek başına kilo yapmadığını belirterek, "Ekmek mutlaka tüketilmeli, ancak dengeli beslenilmelidir. Ekmek kan şekerini dengeler" diye konuştu.

Zayıflama diyetlerinde ekmek yerine yağlı ve aşırı şekerli gıdalardan uzak durulması gerektiğini anlatan Diyetisyen Serpil Ovalı, "Ekmek besin grubu 3. gruptur ve tahılların içerisinde yer alır. Buğday, bulgur, çavdar, pirinç mısır ve makarna bu gurup içerisindedir. Bu besin grubunun protein kalitesi düşüktür. Diğer besinlerle birlikte et, süt, yumurta gibi ürünlerle yenmesi halinde kilo alınmasına sebep olur. Ekmekte yağ oranı düşüktür. Ekmek yerken mutlaka buğdaydan yapılmış ekmek tavsiye edilir." diye konuştu.

Halk arasında ekmeğin şişmanlık yaptığı belirtilirken bu fikrin doğru olmadığını ifade eden Serpil Ovalı, "Başta da söylediğim gibi ekmek tak başına kilo yapmaz, Toplum olarak çok fazla meyve ve sebze yemediğimiz için gerekli vitamin ekmekte alınabilir. Bu yüzden şişmanlamayalım diye ekmek yememezlik yapılmaması gerekir. Ekmekte dengeli ve oranlı yenmesi gerekir." diye konuştu

Serpil Ovalı, "Ekmek sebzeyle, yoğurtla, et ürünleriyle yenirse şişmanlatmaz. Ama ekmeği makarnayla, pilavla, börekle yerseniz beslenmeyi tetikler. Artık memnuniyetle görüyoruz ki, diyetisyenlerin diyet programlarında ekmek var. Ekmek şişmanlama için potansiyel bir risk değil" dedi.

Diyetisyen Ovalı,, beyaz ekmekten kaçınılıp, kepekli, çavdarlı ekmek tüketimine yönlendirmenin nedenlerine de değinirken, "Çavdarlı, kepekli unla yapılan ekmekleri biz genellikle 40 yaş üstündekiler için tavsiye ediyoruz. Çünkü karbonhidrat, protein, amino asit, vitamin, mineral ve lifli maddeler buğday tanesinin tamamında mevcut. Beyaz ekmeğin yapıldığı 60-70-80 randımanlı unlarda öğütme sırasında bunların önemli bir kısmı kayboluyor. Yaşlılarda beslenme toplam kaloriden çok bağırsak fonksiyonları, mide fonksiyonları bakımından önem kazanıyor." şeklinde konuştu

Ovalı, "Ekmek şişmanlatmaz. Günlük harcayacağı kaloriden daha fazla kalori alırsanız, bunu nereden alırsanız alın kilo alırsınız. Ekmek bileşiminde yağ olmadığı için beslenme açısından şişmanlatmayı en az tetikleyen bir madde. Ekmekte protein ve karbonhidrat var, bunların bir gramı 4 kalori veriyor. Yağ ise bunların iki misli, 9 kalori veriyor. Dolayısıyla ekmek yerken biz börek, makarna, pirinç, patates gibi karbonhidrat oranı yüksek gıdalarla birlikte alıyorsak doğal olarak beslenmemizi tetikliyor. Ama ekmek sebzeyle, yoğurtla, et ürünleriyle yendiği zaman kesinlikle şişmanlatmaz." diye konuştu.


Gelecek nesiller bu yüzden tehlikede

2030'da 26 milyon yeni kanser vakası olacağı, 17 milyon kişinin de öleceği tahmin ediliyor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Süleyman Tosun, “Hastalıkta yaş ortalaması 30’a kadar düştü ve gelecek neslin üreme sağlığı tehlikede. Çünkü kanser tedavisindeki kemoterapi ve radyoterapi süreci üreme organlarını da olumsuz yönde etkiliyor.” dedi.

Özellikle kadınlarda daha sık rastlanan meme kanserinde yaş ortalaması 30’a kadar indi. Erkeklerde 20-40’li yaşlarda görülen testis kanseri de ürkütücü… Çevresel faktörler, sigara ve günümüz insanın alışkanları göz önüne alındığında kanserin her an kişinin yanıbaşında olduğu söylenebilir. Bu durum insan neslinin devamını tehlike altına alıyor.

GELECEK NESİLLER TEHLİKE ALTINDA

Kanser tedavisi sırasında uygulanan kemoterapi ve radyoterapi süreci hem kadın hem erkeğin üreme organlarına zarar veriyor. Özellikle radyoterapi gebelik şansını ortadan kaldırabilir, geri dönüşü olmayan hasarlar verebilir. Radyoterapi tedavisi süresince hastaya verilen radyasyon tüm organları olduğu gibi üreme organlarını da olumsuz etkileyerek, yumurtaları öldürebiliyor. Yumurtalar tedavi sonrasında tekrar kullanılamayacak şekilde hasar görüyor. Böylece yumurtlama işlemi ortadan kalkıyor ve yumurtalık işlevini kaybediyor. Bu nedenle radyoterapi öncesinde uzman ve hastanın bilgili olup mutlaka ileriye dönük üreme fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için yumurta ve embriyo dondurulması işlemi tartışılmalıdır. Çünkü dondurulan yumurta ve embriyo radyoterapi sonrasında sağlıklı bebek şansının devamını sağlar. Aynı durum sperm için de geçerlidir. Yani kanser tanısı konulan erkek hastanın radyoterapi tedavisi öncesinde spermleri alınıp dondurulursa, tedavi bittiğinde baba olma şansı devam eder ki bu da erkekler için çok önemlidir.

Kemoterapi sonrasında gebelik şansı söz konusu yani tedavi sonrasında üreme fonksiyonları geri dönebilir. Kemoterapi amaç hızlı çoğalan hücreler üzerine etkili bir tedavi uygulamaktır.  Üreme sağlığı radyoterapide olduğu gibi direk etkilenmez.

ANNE-BABA OLMA YAŞI YÜKSELİYOR KANSER YAŞI DÜŞÜYOR

Yaş sınırı kanser vakalarında gittikçe düşerken gebelik ve çocuk sahibi olma yaşı yükseliyor. Kadınlarda meme kanserinde yaş ortalaması 30’a, erkeklerde testis kanseri 35’e kadar indi. Testis ve yumurtalık kanseri vakalarının çoğalması ve yaş ortalamasının gerilemesi üreme sağlığı açısında büyük risk teşkil ediyor.

ÜREME SAĞLIĞINI KORUMA ALTINA ALIN

Çocuk isteyen herkes üreme sağlığını koruma altına almalıdır. Kemoterapi ve radyoterapinin yoğunluğuna bağlı olarak dondurma işlemi düşünülmelidir. Çiftlerin dondurma işlemini güvenilir merkezlerde yaptırmaları gerekir. Emdriyo, sperm ve yumurta hiçbir şekilde zarar görmeden saklanabilir.

2014 Estetik Trendleri

Moda trendleri sadece yeni koleksiyonlara değil aynı zamanda plastik cerrahların neşterlerine de yön veriyor. Eskiden güzel bulunan bugün sıradan kabul edilirken yeni güzellik anlayışı da trendlere uyuyor.

Güzellik size göre burundan ya da dudaktan başlarken başkasına göre vücuttan başlayabiliyor. Siz kendinizi hiç beğenmezken başkası çok güzel olduğunuzu söyleyebiliyor. Bu nedenle güzellik kavramı sürekli değişiyor. Bu kavramla birlikte estetik trendleri de sürekli değişiyor. Yeni yöntemler ve yeni uygulamalar kadınları en kolay ve en hızlı şekilde istedikleri şekle sokmaya çalışıyor. Yeni bir yıla girdiğimiz bugünlerde eğer siz de eskide kalmamak ve yeni trendler hakkında bilgi almak istiyorsanız Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar’ın değişen estetik yöntemler ve trendler hakkında verdiği bilgilere kulak vermelisiniz.

Ameliyatsız seçenekler tercih ediliyor
Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar, “Ameliyatlı seçenekler yanında artık hastalar ameliyat olmadan nasıl gençleşebileceklerine yöneldiler. Tıp bu nedenle ameliyatsız yöntemler hakkında çalışmalar yapıyor. Buna bağlı olarak lazer teknolojileri, radyo frekans teknolojileri gelişti. Örneğin plastik cerrahlar olarak yüz germeyi daha çok tercih etsek de a yüz germe ameliyatındaki etkiyi tam olarak yaratmasa da lazerli yüz gençleştirme yöntemleri bu yıl çok tercih edilecekler arasında yer alıyor. Tabi ki ameliyat kadar gergin bir ifade yaratmıyor fakat yüzde bir miktar gerginlik olmasını sağlıyor ve aynı zamanda genç bir bakış yaratabiliyor. Ameliyattan daha kolay bir yöntem ve bu nedenle hastalara kolaylık sağlayabiliyor” diyor.

Yağ enjeksiyonları
Son birkaç yıldır ismini sıkça duyduğumuz fakat artık neredeyse botoks kadar kullanılan bir yöntem de kök hücreden zenginleştirilmiş yağ enjeksiyonları oluyor. Önceleri kök hücrenin kemik iliğinde olduğu biliniyordu ama şimdi yağ hücresinde daha fazla olduğu biliniyor. Bu yüzden kök hücreden yoğunlaştırılmış yağ enjeksiyonuyla yüz gençleştirme çok popüler. Kök hücrenin uygulanabilmesi için önce liposuction ile yağ fazlalığı olan bölgeden o yağın alınması gerekiyor. Basen bölgesinde ya da karın bölgesinden alınan yağın yüzde 50 si hücre için ayrılıyor yüzde 50’si de kişinin kendi yağı oluyor. Hücrelerinden ayrıştırıldıktan sonra alınan yağ dolgu şeklinde vücuda veriliyor. Yağ enjeksiyonu tüm hücrelere hem yağın tutulmasını sağlıyor hem de o hücrenin gençleşmesine yardımcı oluyor.

Bunun yanında radyofrekans teknolojisi de çok popüler. Bu yöntem cilt altını ısıtarak cildin yapı taşı kolajeni artırmaya böylece cildin elastikiyetini artırarak daha gergin ve daha canlı bir cilt yaratılmasına yardımcı oluyor. Kendi kanınızdaki akıllı hücrelerin ayrıştırılıp cilde uygulanması yöntemi olan PRP de çok popüler. Bu yöntem de ciltteki kolajeni artırarak daha parlak bir cilt görünümü yaratmayı amaçlıyor. Saç için de uygulanabilen PRP, ince telli, zor uzayan saçlar için özellikle de dökülme varsa tercih edilebiliyor.

Kaşlar ilk sırada yer alıyor
Bir ara ince kaşlar moda olduğu için herkes kaşlarını incecik yaptırıyordu oysa bu yıl kalın kaşlar çok moda. Buna bağlı olarak dövmeyle kaş kalınlaştırma yöntemi çok tercih ediliyor. Fakat dövme kötü yapılırsa daha kötü bir görüntü ortaya çıkabiliyor. Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar, “Kaş kalınlaştırmanın en doğal yolu artık kaş ekimi. Bu işlem saç ekimi gibi yapılıyor. Kendi saçınızdan kökler alınarak kaşlara ekiliyor. Yaklaşık 2 saatlik bir işlem ve enseden tek tek saç kökü alınarak yapılıyor. Bant şeklinde de alınabiliyor. Daha sonra bu saç kökleri ayrıştırılıyor. Kaş bölgesi ne şekilde isteniyorsa çiziliyor. Bu işlemdeki dikkat edilmesi gereken şey kaşların yönü oluyor. Eğer kaşlar eğri dikilirse eğri büyüyebiliyor tam dik dikerseniz karşıya doğru uzayan kaşlar olabiliyor. Bu nedenle doğru yönde dikmek çok önemli. 

Kaşlar saç kökü gibi davrandığı için 6 ay içinde istenilen uzunluğa erişiyor. Hatta saç özelliğinde olduğu için sonrasında da uzamaya devam edebiliyor. Bu durumda kaşları bir süre kesmeniz gerekebiliyor. Dokular konduğu yerin özelliğine uymaya çalıştıkları için birkaç yıl içinde ise saç kökleri orada kaş gibi davranmaya başlıyor ve uzama durarak belirli bir boyda kalıyor. Kirpik için de aynı işlem yapılabiliyor. Özellikle yapıştırılan kirpiklerden çok muzdarip olan hastalar oluyor. Kirpikler çıkartılırken yapışkanla birlikte kendi kirpiklerine de zarar verebiliyorlar. Kaş ekiminden sonra görüntü kötü olmuyor. Birkaç gün nemlendirici antibiyotikli kremler sürülüyor ve bir hafta sonra da hasta tamamen iyileşiyor” diyor.

Botoks hala gündemde
Botoksla badem göz yapılabiliyor. Botoks uygulandığında kaş belirli bir seviyeye kaldırılıyor böylece gözde daha çekik bir ifade yaratılabiliyor. Askı teknikleri de badem göz için kullanılabiliyor. Kaşın kuyruğu yukarıya doğru kaldırılıyor. Göz kenarı bir miktar çekilebiliyor. Askı tekniğinde amaç ise iz bırakmadan bir gerginlik yaratmak. Bu teknikte saçın içinden giriliyor ve çok küçük bir delikten yorgan iğnesi benzeri bir iğne yardımıyla yöntem uygulanıyor. Dokuyu taşıyan şey bu ip zannediliyor. Oysa ip sadece alçı görevi görüyor çünkü askı tekniğinde eriyen bir ip kullanılıyor. Badem gözlü olunması için uygulanan bu yöntemle kırışıklıklar da gidiyor. Etkisi ise 2 ya da 3 yıl devam ediyor.

Elmacık kemikleri belirginleşiyor
Dr. Serkan Dinar, “Çıkık elmacık kemikleri de çok istenilen bir trend fakat bundan korkan hasta sayısı çok fazla. Gözaltındaki sınır boyunca çok küçük enjeksiyonlarla dolguyu dağıtmak gerekiyor. Çünkü elmacık kemikleri abartı olduğunda çirkin bir görüntü oluşabiliyor. Elmacık kemikleri için ışık dolgusu denilen yeni bir dolgu yöntemi de uygulanabiliyor. Silikon uygulanması ise eski bir trend. Ayrıca silikon yabancı bir cisim, yer değiştirebiliyor, cilt altından belirgin görünebiliyor” diyor.

Köşeli yüzler dikkat çekiyor
2014 trendi köşeli yüzler oluyor. Bunun için ise çene konturünün daha açılı ve daha belirgin olması isteniyor. Dr. Serkan Dinar, “Artık hastalar biraz daha çenem belirgin olsun diye geliyorlar. Keskin hatlar isteniyor. Yüz için de ideal aslında üçgen yüzdür. Aşağı doğru sivri inen bir yüz popülerdir. Fakat bu trend herkese uygun olmayabiliyor. Yuvarlak yüz hatlarına sahip olanlarda çeneyi biraz sivri yapmak yüzü biraz uzatabiliyor. Uzun bir yüze de olmaz çünkü o zaman yüz daha fazla uzun görünüyor. İstenilen çene için yağ enjeksiyonu uygulanabiliyor. Silikon protez de kullanılabiliyor. Protez çenede kemiğin üstüne saklanıyor ve görünmüyor. Çene konturünün yaratmak için Nefertiti denilen bir yöntem de kullanılabiliyor. Bu yöntem için boyun bölgesine botoks kullanılıyor.. Boynu yokmuş gibi olan hastaların kaslarına botoks yapıldığında o kontür ortaya çıkabiliyor” diyor.

Dudak
Dudakta dolgunluk hep moda. Dolgular çok fazla tercih ediliyor çünkü dolgudan sonra ilk olarak bir pişmanlık yaşanabiliyor. Şiştiğinde, ödemlendiğinde bazen dudaklar beğenilmeyebiliyor Altı ay boyunca dolgu kalırsa ve alışırsanız o zaman yağ enjeksiyonu yaptırmak gerekiyor. Çünkü yağ enjeksiyonu kalıcı oluyor ve dönüşü olmuyor.

Doğal göğüsler
Güzel göğüs damla yapısında bir göğüstür. Üstten biraz kavisli inmeli alta doğru dolgun olmalı. Dik olması, meme uçlarının karşıya bakması gerekiyor. Çok fazla yana bakan meme uçları ya da içe bakan meme uçları tercih edilmiyor. Trendlerden biri de memelerin birbirine çok yakın olması. Dr. Serkan Dinar, “Memede trendler çok değişiyor. Genelde uzun süre küçük meme modası devam etti ama yurtdışında eskiden beri moda olan büyük göğüstür. Türkiye’de de büyük göğüs hala daha popüler. Meme için alternatif bir yöntem olarak kök hücreli yağ enjeksiyonları uygulanabiliyor. Kesinlikle silikon istenmiyorsa eğer vücut yapısı müsaitse hastadan alınan kök hücre yağ enjeksiyonu ile meme büyütülebiliyor. Vücudun başka bölgesinden yağ alınabiliyor. Basen ya da karın bölgesinde fazla yağ varsa hasta iki bölgesinden ameliyat olmuş oluyor. Hem fazlalık olan bölgedeki yağlardan kurtuluyor hem de bu yağ memenin içine değil arkasına enjekte ediliyor “ diyor.

Ayaklara kış bakımı

Tüm gün vücudun ağırlığını taşıyan ayaklara, özellikle kış ayında bakım yapmayı ihmal etmemek gerekiyor. Yumuşacık ve bakımlı ayaklara sahip olmak isteyen kadınlar için, pratik bakım önerileri...

Özellikle kış aylarında sürekli ayakkabı ve çorapla sıkışan ayakların bakıma daha fazla ihtiyacı var. Ayaktaki her bir noktanın bir organı temsil ettiğinden hareketle ayağınıza iyi bakmak birçok organınız için de önem arz ediyor. Kış aylarının en büyük sorunlarından biri kuruyan, susuz kalmış ve çatlama tehlikesiyle karşı karşıya kalan ayaklar oluyor. Haftada bir kez mutlaka ayak bakımı yapmak gerekiyor.

Günlük ayak bakımı hastalıklardan koruyor

Tüm gün boyunca vücut ağırlığını taşıyan ayaklara, her gün düzenli bakım yapmak olası sorunları engelliyor. Bunun için sabah evden çıkmadan ayak kremi sürülebilir. Ayak kremi seçerken yenileme özelliği olan kremleri tercih etmek gerekiyor. Evoria uzmanları, Neutrogena ayak kremi öneriyor. Akşam saatlerinde de sakinleştirici ve yatıştırıcı kremlerle yapılan masaj sonrası ayaklarınızdaki farkı hissedeceksiniz. Evoria, kendinizi yorgun hissettiğiniz günlerde, evde ayaklarınızı yükseğe kaldırarak kan dolaşımını kontrol etmenizi öneriyor.

Kısa tırnak tercih edilmeli, tırnak batmasına dikkat edilmeli

Kış mevsiminde sürekli kapalı ve ayakkabı içinde kalan ayaklarda uzun tırnak kullanmak zor oluyor. Kış mevsiminde kısa tırnak kullanılması gerektiğinin altını çizen uzmanlar, hem sağlık, hem temizlik açısından tırnak boyunuzu kısa ve temiz tutun önerisinde bulunuyor. Evoria güzellik uzmanları tırnaklarınızın da kendini yenilemesi için tırnak bakımında tırnak üstü törpüsü kullanılması gerektiğinin altını çiziyor. Ayaklarda tırnak batması da sık karşılaşılan bir sorun. Tırnak batması için uzmanlar düzenli pedikür yapılmasını öneriyor. Pedikür sırasında ayak bakımı yapılması, tırnak batması olayını azaltırken; ayakların yumuşak görünmesine de katkı sağlıyor.

Topuk çatlağı ve topuk dikeni için özel bakım yapılmalı

Soğuk havaların etkisiyle artan topuk çatlağı, ponza taşı ile temizlenebilir. Duştan sonra ayağı hafifçe kurulayıp ponza yapılırsa, topuk çatlağı görüntüsünün kaybolduğu ve ölü derinin gittiği görülecektir. Ayak bakımı yaparken ponza işleminin ardından peeling uygulamasıyla ayaktaki kan dolaşımı hız kazanacaktır. Evoria.com’da indirimle satışa sunulan Bitki özlü Attirance Ayak Kremleri ile ayaklar nemlendirilebilir. Böylelikle topuk çatlağı oluşumu engellenmiş olacaktır. Topuklarda oluşan bir diğer sağlık sorunu ise topuk dikeni. Hayatı zorlaştıran topuk dikeni hastalığının önüne geçmek mümkün. Topuk çatlağı için bakım yapmak, topuk dikeni oluşumunu önlemede önemli bir yöntem.

Haftada bir peeling

Peeling uygulaması, mutlaka haftada en az bir kere yapılması gerekiyor. Tabanda oluşan ölü deriden kurtulan ayaklara, işlemin ardından ayak bakımı ürünleri ile 5 dakika boyunca yapılan masaj yapılıyor. Bu sayede cilt pürüzsüzlüğe kavuşuyor. Evoria.com’da indirimle satışa sunulan Sally Hansen Ayak Peelingleri bu konuda en büyük yardımcınız olacaktır. Peeling etkisi için yazın deniz kenarından topladığınız çakıl taşları ile ayak masajı yapılabilir. Peeling sayesinde ayak mantarı, topuk dikeni gibi birçok rahatsızlığın önüne geçilebiliyor.

Ayak masajı şart

Evde, kendinizi ve ayaklarınızı spa ile şımartın. Gün boyu kapalı kalan ayaklarda oluşan ayak kokusu ve ayak sağlığı için spa çok önemli. Kokulu ve etkili banyo tuzlarıyla yapılan ayak masajı ile ayaklarınızı dinlendirin. İçine Evoria.com’da farklı çeşitlerini rahatlıkla bulabileceğiniz Raen Aromaterapik Tuz attığınız çok sıcak olmayan suda ayaklarınızı bekletip ayaklarınıza detoks yapabilirsiniz. Bunun yanında etkili tuzlar ve köpükler de rahatlamanızı sağlayacaktır. Yapılan ayak masajı kan dolaşımını hızlandırarak daha zinde olmanızı sağlayacaktır.

Ayak kremi ile ayaklar neme doysun

Ayak sağlığı açısından nem çok önemlidir. Gece ayak bakımı için uyumadan önce vazelin gibi yağlı bir krem veya ayaklar için özel olarak tasarlanmış ayak kremi sürülerek ayak masajı yapılabilir. Evoria uzmanları ayak bakımı ürünü olarak Gehwol Ayak Kremlerini öneriyor. Ayak kremi sürüldükten sonra pamuklu bir çorap giyilmeli. Ayakların sabaha kadar yumuşacık olduğuna şahit olacaksınız.

Sıcak içeceklerle kış hastalıklarından korunun

Havaların soğumasıyla beraber içecek tercihlerimiz de değişmeye başlar. Kahve ve çay dışındaki bitki çayları içimizi ısıtmanın yanı sıra hem şifa verir hem de hastalıklardan korunmamıza yardımcı olurlar. Ayrıca bitki çayları kışın azalan su tüketimine karşı sıvı ihtiyacımızı da takviye ederler.

Bitkilerin ve çaylarının bazı hastalıkların tedavisinde olumsuz etkileri olabilmektedir. Bu sebeple tedavi gören kişilerin tedavilerini yürüten doktorlara danışmadan hiçbir bitki çayını tüketmesi önerilmez.

Kışın genelde tercih edilen bitki çaylarının her birinin farklı özellikleri ön plana çıkmaktadır.

Ihlamur: İdrar söktürücü, göğsü yumuşatıcı ve balgam söktürücü özellikleri ile kış aylarının vazgeçilmez içecekleri arasında bulunmaktadır. Ayrıca hazmı kolaylaştırıcı etkisi vardır. 1 tatlı kaşığı bal ile içildiğinde mideyi rahatlatır. Bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesine de yardımcı olarak soğuk algınlığı ve gribe karşı koruyucu etki gösterir.

Kuşburnu: Yüksek oranda C vitamini içeren kuşburnu kan sulandırıcı etkisinin yanı sıra bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesine de yardımcı olarak soğuk algınlığı ve gribe karşı koruyucu etki gösterir.

Adaçayı: Adaçayı kuvvetli bir antioksidandır. Antioksidan özeliği ile bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara yakalanma ihtimalini azaltır. Vücutta oluşan ve biriken zararlı maddeleri vücuttan atarak hücrelere zarar vermeyecek hale getiren sisteme antoksidan sistem, bu sisteminin çalışmasını sağlayan maddelere ise antioksidan maddeler denmektedir. Yemek sonrası içildiğinde hazmı kolaylaştırır. Ancak bileşiminde bulunan bazı aromatik maddeler yüksek dozlarda alınırsa zehirli olabilir. Bu sebeple dikkatli tüketilmelidir

Çay: Son yıllarda çayın sağlık üzerine etkilerine yönelik araştırmalarda çayda bulunan polifenoller ve flavonoidlerin hücre ve dokulardaki oksidasyonu engelleyici antioksidan etkileri tespit edilmiştir. Günlük 6 fincana kadar çay tüketiminin 1 hafta içinde kan antioksidan kapasitesinde artış sağladığı gözlenmiştir. Ayrıca içerdiği kateşinlerin metabolizmayı hızlandırarak kilo kontrolüne yardımcı olduğu düşünülmektedir. Ancak çayın bu faydalarının yanı sıra, özellikle demir emilimini azaltıcı (çay limonlu içilirse bu etki azalır) ve kalp ritmini bozucu etkilerinde dolayı günde 3-4 fincandan fazla içilmemesi önerilmektedir.

Kahve: İçerdiği kafeinin santral sinir sistemini uyarıcı etkisi vardır. Kafeinin etkileri kişiden kişiye farklılık göstermekle beraber en sık rastlananlar kalpte ritim bozukluğu ve çarpıntı, hipertansiyon, kansızlık ve mide rahatsızlıklarının artmasıdır. Uyanık kalmak ve yorgunluğu azaltmak amacıyla biraz fazla tüketilmesi alışkanlık yapabilmektedir. Ayrıca kafein idrar ve dışkı yoluyla az miktarda kalsiyum kaybına da neden olmaktadır. Bu sebeple kahveyi latte veya capuccino şeklinde sütlü olarak içmek kalsiyumu takviyesine yardımcı olacaktır. Kilo kontrolü sağlamak amacıyla tam yağlı süt yerine düşük yağlı veya yağsız sütler tercih edilebilir.

Kakao: Çok eski dönemlerden itibaren uyarıcı etkisi sebebiyle konsantrasyonu artırdığı bilinen kakaonun başka faydaları da bulunmaktadır. Nottingham Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma kuvvetli bir antioksidan olan ve kakao çekirdeğinde bulunan flavanolün, beyne daha fazla oksijen gitmesini sağladığını göstermiştir. Ayrıca kakaonun LDL kolesterolün oksidasyonunu önleyerek damar hastalıkları riskini azalttığını gösteren çalışmalar da vardır. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından Panama’da kakaonun doğal biçimini tüketen Kızılderili kabileleri üzerinde yapılan incelemelerde araştırmaları destekleyen bulgular tespit edilmiştir. Uzmanlar bu noktada, kakaonun yüksek oranda yağ ve şekerle alınmamasını gerektiğini vurgulamaktadırlar.

Biz de sizlerle kakaoyu etkin olarak kullandığı bilinen Aztek kabilelerinin, konsantrasyonu artıracak ve metabolizmanızı hızlandırarak enerji yakımınızı artıracak, son derece sağlıklı bir kakaolu içecek tarifi paylaşmak istedik:

AZTEK KABİLELERİNİN HAYAT İKSİRİ BAHARATLI KAKAO TARİFİ
Malzemeler
2 su bardağı yağsız süt
1 yemek kaşığı esmer şeker veya tatlandırıcı
1 yemek kaşığı bal
1 tatlı kaşığı küçük küçük kesilmiş taze zencefil
1 tatlı kaşığı karanfil (5-6 adet)
1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber
1/4 su bardağı şekersiz kakao
1 tatlı kaşığı vanilya
Hazırlanışı
Büyük bir cezveye süt, şeker, bal, zencefil, karanfil ve kırmızıbiberi koyun. Orta kısıklıktaki ocakta ısıtmaya başlayın, kaynamaya başlayınca altını kısın, 3 dakika kadar kaynatın ve ocaktan alın. Tel süzgeçten süzün, kakao ve vanilyayı ilave ederek köpürünceye kadar karıştırın. Isıtılmış fincanlarda servis edin.

13 Şubat 2014 Perşembe

10 bitkiyle sağlıklı zayıflama teknikleri


Sağlıklı kilo vermek isteyenler, iştah azaltan ve yağ yakımını hızlandıran bu bitkileri tercih ediyorlar…

Atkuyruğu bitkisi

İdrar sökücü özelliğiyle biliniyor. Yağ dokularını eritmeye yardım eden bitki yaraların iyileşmesine de yardımcı oluyor. Fakat tüm idrar söktürücü bitkilerde olduğu gibi fazla dozda kullanılırsa böbreklere zarar verebilir.

Maydanoz

Metabolizmayı hızlandırarak bağ dokusunu güçlendiriyor. Maydanoz yemek ve çayını içmek, ödemlere ve vücudun su toplamasına karşı çok etkili bir yöntem olarak biliniyor.

Adaçayı

Zayıflamak isteyenler tarafından iştah kesici olarak kullanılıyor. Çay ve yemeklerde baharat olarak da kullanılabiliyor.

Fesleğen

Vücutta biriken fazla suyu atmaya yardımcı oluyor. Üstelik içindeki eter yağların moral yükseltici etkisi bulunuyor.

Kekik

Sindirim sorunlarını tedavi edici etkiye sahip ve metabolizmayı hızlandırıyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yanı sıra yorgunluktan şikâyet edenlere zindelik veriyor.

Civanperçemi

Tatlıya karşı iştahı keser, tokluk hissi verir. Tazelik veren lezzeti, ağır yemeklerin tadını hafifletir.

Biberiye

Sindirimi düzenler. İyi bir canlandırıcıdır, kan dolaşımını hızlandırır, cildi sıkılaştırır. Et yemeklerinde kullanılabilir.

Tere

Vücuttaki yağ yakımını hızlandırıyor. İnce yaprakları pişince acılaştığı için çiğ yemek gerekir. Ayrıca içinde birçok vitamin barındırır.

Sinameki

Kalın bağırsakta suyun emilmesini önleyerek müshil görevi yapar. Uzun süreli kullanımlarda bağırsaklarda yan etkilere yol açacağından idrar söktürücü özelliği bulunan rezene ve nane gibi bitkilerle desteklenmesi gerekiyor.

Balık otu

Bünyenin kimyasını hızlandırarak zayıflamaya destek olur. İçindeki maddeler tırnakları güçlendirerek saçlara parlaklık verir. Salata ve meyveli içecekler içinde kullanılabilir.

5 Soruda Grip

Son günlerde salgın haline gelen ve çocuk yaşlı demeden yatağa düşüren griple sürekli karıştırılan soğuk algınlığı arasındaki farkları ve griple ilgili merak edilenleri Hisar Intercontinental Hospital Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Bölümü Uzmanı Doç. Dr. Seyhan Alkan’a sorduk…

1. Soğuk algınlığı ve grip arasındaki fark nedir?
Her ikisi de solunum yolu hastalığıdır; ancak bunlara farklı virüsler neden olur. Grip burun, boğaz, bronş ve muhtemelen akciğerler dahil solunum sistemini bozar. Soğuk algınlığı ise sadece üst solunum yolunu etkiler. Bu nedenle gribin ateş, vücut ağrıları, yorgunluk gibi belirtileri soğuk algınlığına göre daha şiddetlidir. Gribin başlıca belirtileri ateş, yorgunluk, vücut ağrıları, titreme, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve öksürüktür. Öksürük bronşları tahriş edecek kadar yoğun değildir. Hastalığın en kötü günleri ilk 3-4 gündür. İstirahat ile 7-10 gün arasında geçer. Ancak hastalığın ardından birkaç hafta boyunca yorgunluk hissedebilirsiniz. Grip ilk 24-72 saat arasında bulaşıcı hale gelir. Bu nedenle hasta olsanız bile fark edemeyerek virüsü diğer sağlıklı kişilere de bulaştırabilirsiniz. Grip olduğunuzda lütfen hekiminize başvurmadan ateş düşürücü ilaçlar ya da antibiyotikler kullanmayın. Ateşlendiğinizde mutlaka istirahat edin; böylece daha hızlı toparlanabilirsiniz.

2. Grip için en iyi tedavi nedir? Antibiyotik almam gerekir mi?
Grip için tek bir "en iyi" tedavi yoktur, ancak semptomları azaltabilir birçok yolu vardır. Reçeteli ilaçlar grip belirtileri ilk ortaya çıktığı zaman alındığında hastalık süresini kısaltabilir. İlaçlar özellikle ilk 48 saat içerisinde alındığında hastalığın ilerlemesini engeller. Soğuk algınlığı ve grip ilaçları ateş, ağrı, burun tıkanıklığı, öksürüğü azaltma gibi konularda size yardım edebilir; ancak onlar gribi tamamen tedavi etmez; sadece bu süreci daha rahat atlatmanıza yardımcı olabilir. Dekonjestanlar burnun şişmiş mukozalarını küçülterek nefes almanıza yardımcı olur. Ayrıca tuzlu burun spreyleri de açık solunum yollarına yardımcı olabilir. 

Öksürük preparatları, su ve meyve suları ile birlikte, öksürük yatıştırmaya yardımcı olabilir. 4 yaş altındaki çocuklarda mecbur kalmadıkça öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları kullanılmamalıdır. Çocuğunuz 4 ve 6 yaş arasında ise, herhangi bir ilaç vermeden önce doktorunuza danışın. 6 yaş üzeri çocuklarda semptomları hafifletmek için hekiminizin önerdiği ilaçları kullanabilirsiniz. Vücudunuzdan su kaybını önlemek için bol bol sıvı tüketin. Bu aynı zamanda burun mukozanızı da rahatlatır. 

Kahve, çay, kola gibi kafein içeren içecekleri sınırlayın. İştahınızın durumuna göre hareket edin. Eğer gerçekten aç değilseniz, beyaz pirinç ya da et suyu gibi basit yiyecekleri yemeyi deneyin. Antibiyotikler grip ya da soğuk algınlığı tedavisine yardımcı olmayacaktır. Antibiyotikler bakterileri öldürür, ancak grip veya soğuk algınlığına neden olan virüsler üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Grip bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir ve bakteriyel enfeksiyonlar için kapıyı açabilir. Bu nedenle gribiniz giderek kötüleşiyorsa bir hekime başvurun. Bakteriyel bir enfeksiyon geçiriyor olabilirsiniz. Bu durumda antibiyotik tedavisi gerekli olabilir.

3. Ne zaman doktora gitmeliyim?
Belirtiler şiddetliyse, toparlanacağınıza daha da kötüye gidiyorsanız, ateşiniz düşmüyorsa mutlaka hekime başvurun. Grip gibi başlayan ve başka bir hastalığa dönüşen bir duruma girmiş olabilirsiniz. Eğer bu belirtilerden herhangi biri varsa, hemen bir doktora görünün:
• Nefes alma zorluğu
• Kalıcı ateş
• Kusma
• Ağrılı yutma
• Kalıcı öksürük
• Kalıcı tıkanıklık ve baş ağrısı

4. Grip aşısı gribe neden olabilir mi?
Grip aşısı ölü virüslerden yapılır ve sizi grip yapmaz. Ancak, aşı vücudun bağışıklık yanıtı tetikleyebilir, böylece kas ağrısı ya da düşük dereceli ateş gibi birkaç hafif belirtileri olabilir.

5. Neden insanlar grip hakkında bu kadar endişeli? Gribi önlemek için ne yapabiliriz?
Grip virüsü akciğerler bulaşabilir ve zatürre gibi ciddi bir enfeksiyona neden olabilir. Grip zatürreye dönüşmeye başlarsa, bu hastanede tedavi gerekebilir. Alerjisi olanların gribe yatkınlığı yoktur. Ancak alerjiler, gribin astım, zatürre gibi hastalıklara dönüşmesini tetikleyebilir. Bu nedenle özellikle yaşlılar, hamileler, bebekler ve kronik sağlık problemleri olanların daha dikkatli hareket etmeleri gerekir. Grip ve soğuk algınlığına neden olan virüsler virüslü kişinin öksürmesi ya da hapşırmasıyla ortaya çıkan damlacıklar yoluyla yayılır. Grip ve soğuk algınlığından korunmak istiyorsanız;

• Öksürürken ya da hapşırırken yüzünüzü kolunuzun içiyle kapatın.
• Hapşırırken ya da öksürürken ağzınızı elinizle değil; kağıt bir mendille kapatın ve mendili hemen çöpe atın.
• Ellerinizi gözlerinize, burnunuza ve ağzına götürmeyin. Bu vücuda giren mikropları önler.
• Ellerinizi sık sık yıkayın. Eğer suya erişiminiz yoksa alkol bazlı bir dezenfektan kullanın.
• Çevrenizdekilere doğru öksürmeyin, kafanızı başka bir yöne çevirin.
• Telefon, klavye gibi ortak kullandığınız yüzeyleri dezenfekte edin. Virüsler bu yüzeylerde 8 saat yaşayabilirler.
• Soğuk algınlığı ve grip sezonunda kalabalıktan uzak durun.
• Her yıl grip aşısı olsun. Aşılar size % 100 koruma vermez; ancak hastalığı önlemenin en iyi yoludur.
• Bağışıklık sistemini besleyen koyu yeşil, kırmızı, sarı sebze ve meyveler tüketin.
• Düzenli egzersiz yapın. Egzersiz yaptığınız halde hasta olabilirsiniz; ancak hastalık daha az şiddetli belirtiler gösterir ve daha çabuk iyileşir. Aerobik, yürüyüş gibi düzenli egzersizler bağışıklık sistemini güçlendirir.

Doğum öncesi psikolojik destek

Hamilelik her kadının hayatında bir dönüm noktası. Hamile olduğunu öğrenen her kadın yeni bir döneme giriyor. Bu dönemde yaşanan fiziksel değişikliklerin yanında bir de psikolojik değişiklikler ekleniyor. Bütün duyguları aynı anda yaşayan anne adayı, kendine destek arıyor.

Bu dönemde tüm duyguların bir arada yaşanması son derece normaldir. Çünkü anne hem hamileliği hem de kendini keşfetmeye başlamıştır. Kendini farklı ve değişen bir bedende gözlemlerken, hamileliğin getirdiği fiziksel sorunları yaşarken, bir taraftan da bebekle ilgili aklında oluşan bir çok soruyla da baş etmeye çalışmaktadır. Bu durumda annenin yapması gereken tek şey; hamilelik durumunu kabullenip, tüm bu yaşanan duyguların bu döneme has olduğunu düşünmesidir. Ayrıca, bebeğin içerde kendisine bağlı yaşadığını hissetmeli, arkasına yaslanarak bunun keyfini çıkartmalıdır.

İnsanlar bilmedikleri konularda daha çok telaşlanır, acemilik çeker ve sorun yaşarlar.
Bu nedenle hamilelikte ilk adım yeterli bilgi edinme olmalıdır. Bilgiyi doğru kaynaktan almak kadar bilginin veriliş tarzı da önemlidir. Kontrolü kaybetmemek ve daha az sorun yaşamak için, mutlaka annenin rahat edeceği bir doktorla bu dönemi geçirmesi en iyi seçimdir. Çünkü anne adayı dokuz ay boyunca, fiziksel değişimin getirdiği rahatsızlıkların yanında, endişe, korku, telaş, kaygı ve huzursuzluğu da yaşamaktadır.

Doktor dışında, daha çok bilgi alabileceği kitaplardan, internetten ve hamilelik kurslarından da faydalanabilir. Böylece daha fazla bilginin verdiği güç ve bilinçlilikle daha az telaş ve acemilik yaşanacaktır. Anne adayı, hamilelikte yaşadığı psikolojik problemler haricinde, doğum konusundaki olumsuz düşüncelerini de bu şekilde aydınlığa kavuşturabilir.

Fiziksel olarak yaşanılan her türlü rahatsızlıklar ve problemler anneyi hamilelikten soğutmamalı, doğacak bebeğin mutluluğu ve bu problemlerin kısa süre sonra biteceği düşünülmelidir. Bebeğe iyi bir anne olup olamama kaygısı, iyi bir gelecek verememe korkusu, sağlıklı bir doğum gerçekleştirememe endişesi annenin aklını sürekli meşgul edecektir. Oysa bu düşünceleri uykularını kaçıracak kadar büyütmek yersizdir. Çünkü, doğum sonrasında bebeğini kucağına alan annenin düşünceleri tamamen değişecek, ona dokunmanın verdiği heyecanla bu endişeler silinecektir.

Anne adayının eşi ve ailesi ile olan ilişkisi de bu dönemde çok büyük rol oynamaktadır.
Dolayısıyla yeni anne korkularını, kaygılarını, sorunlarını özellikle eşi ile paylaşmalıdır. Anne ve baba, ebeveyn olma sorumluluklarını birlikte üzerlerine almalıdırlar. Eşinin bu desteği ile anne duygusal olarak beslenir ve kendine güven duyar hale gelir. Annenin sağlıklı psikolojik durumu, bebeği de olumlu yönde etkileyecektir. Eş desteğinin yanında aile ve arkadaş desteği de önemlidir. Bazı problemleri eş yerine, bir anne ya da hamilelik konusunda deneyimli bir arkadaş yardımı ile çözmek daha kolay olabilmektedir.

Sağlıklı çocuk yetiştirmek hamilelik döneminde başlayan bir süreçtir. Anne adayı kendi duygularını doğru tanıdıkça, bebeğine daha sağlıklı bir anne modeli oluşturacaktır. Eğer duygularını tanımaktan kaçınır, onları görmezden gelirse, destek almaz ise gerginlik ve stres dolu bir dönem yaşanması ve bunun bebeği de etkilemesi kaçınılmaz olacaktır.

Anne tüm bu duyguları yaşarken biraz daha sakinleşmek için, basit bir spor ya da bir hobi ile uğraşabilir. Bunlar; yüzme, yürüyüş, resim yapma, boncuklarla uğraşma, dikiş dikme, yeni yemek tarifleri deneme gibi uğraşlar olabilir. Eğer çalışıyorsa ve sağlıklı bir hamilelik geçiriyorsa iş yerine doktor kontrolünde devam edebilir. Bu şekilde kendini meşgul ederek, hamilelik endişeleri ile daha az yüz yüze gelecek ve daha az kaygı duyacaktır. Önemli olan dokuz ay süresince, stresten uzak, sakin ve huzurlu günler yaşamaktır.

Hamile olmasalar bile kadınların bakımlı olma çabaları onları rahatlatmakta ve psikolojilerini olumlu yönde etkilemektedir.
Dolayısıyla, anne adayları kendilerini daha iyi hissetmeleri açısından; el-ayak bakımı, saç şekillerinde değişiklik, bir kaç giysi ve aksesuvar alışverişi, farklı renkte makyaj malzemeleri ile kendilerini olumlu yönde motive edebilirler. Bu konuda dikkat edilmesi gereken konu, yapılan bakım uygulamalarının hijyen ve sağlıklı ürünler çerçevesinde olmasıdır. Bunların haricinde; düzenli uyuma, dengeli beslenme, arada ılık duş alma ve masaj yaptırma gibi şeyler de hamilelik dönemini rahat geçirmek için gözardı edilmemelidir.

Özetle, bilinmesi gereken tek şey; hamile bir kadının çok hassas olduğudur. Üzerinde durulmaması gereken çok basit bir konuyu büyütebilir, küçük bir olayda saatlerce gözyaşı dökebilir, olmadık şeylere sinirlenebilirler. Hamile anne bunun her ne kadar farkında olsa da, kendini tutamadığı da ayrı bir gerçektir. Unutulmamalıdır ki; hamilelik, doğum ve arkasından gelen annelik, her kadının yaşamak isteyeceği ve bilinçli bir şekilde yaklaşılırsa, büyük mutlulukları beraberinde getiren, kadınlara verilmiş en güzel armağandır.